SİKKE (PARA)

Sikke:
Madenî para veya eski dilde sikke; altın, gümüş, bakır, bronz, alüminyum vb. madenlerin
alaşımından yapılan para. İlkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine,
daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icat edilmiştir. Sikke kavramı daha çok tarihî madenî
paraları tanımlamak için kullanılır.
Para, malların alımında ve satımında kullanılan en yaygın değişim aracıdır. Para, fiyatlar ile
değerleri ifade eden bir araçtır. İnsanlar ve ülkeler arasında el değiştirerek ticari etkinliklerin
yürütülmesini sağlar. Bununla birlikte temel bir zenginlik ölçüsüdür. Taşıma ve ölçme kolaylığı
sağlamak gibi özellikleri bulunan paranın asıl önemi, biçiminden ve yapıldığı madenden çok mal ve
hizmet alımında herkesin benimsediği bir ödeme aracı olmasıdır. Eskiden, aralarında deniz kabuğu,
boncuk, taş ve sığırın da bulunduğu bazı değerli mallar para gibi kullanılıyordu. M.Ö. 8. yüzyılda
Çin’de, para yerine çapa, tırmık gibi bazı tarım aletlerinin küçük modellerinin yapılıp kullanıldığı
bilinmektedir.
Eski metal paralar “sikke” biçiminde adlandırılırlar. Kazılarda, temel altında veya duvar harcı
içinde bulunmuş herhangi bir sikke tabakayı kesin biçimde tesbit eder. Aynı zamanda devlet şeklini,
bölgesini bildirir, hatta onların incelenmesinden sayısız tarihi olaylar ve gerçekler ortaya çıkar.
Ortadan kalkmış şehirlerin isimlerini, kaybolmuş bir heykeli, yıkılmış bir binayı, o zaman var olan
ancak bugün yetişmeyen bir bitkiyi, sikkelerdeki tasvirler sayesinde öğrenebiliriz.
Sikke, devletin resmi damgasıyla garantilenmiş, kullanımı kolay madeni bir alım aracıdır.
Sikke, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu’da Lidyalılar tarafından icat edilmiştir. Altın ve gümüş
karışımından meydana gelen elektrondan yapılmıştır. Bu doğal elektronu ilk kez altın ve gümüşe
ayırarak sikke bastıran Krezüs’tür.
Sikkenin kâğıt paraya üstünlüğü madenindendir. Kağıt paranın maddesi değersizdir. Sikkenin
hem yapım maddesi değerlidir, hem de daha kullanışlıdır. Bu nedenle daha çok tercih edilmiştir.
Sikkeler, yazılı belgeler ve arkeolojik bulgular ile birlikte incelendiğinde insanlara pek çok
konuda bilgi verirler. Örneğin kentlerin ya da devletlerin zenginlik düzeylerine ışık tutarak ekonomi
tarihine ışık tutarlar. Devletlerin hangi coğrafyada egemenlik kurdukları ya da ticari ilişkilerinin
nereye kadar uzandığı yine bulunan sikkelerle anlaşılabilmektedir.
Sikkelerin ekonomik ve siyasi yaşama ilişkin bilgi vermenin yanı sıra diğer bir yönleri de
belgesel özellik taşımalarıdır. Sikkeler ve madalyonlar tarihsel kişilerin resimleri konusunda önemli
kaynaklardır. Birçok tarihsel kişiliğin yüzleri bu sikkeler aracılığıyla bilinmektedir. Sikkelerde
ayrıca devletle ilgili bilgiler, şehir adları, bina, heykel veya bitki tasvirleri bulunabilmektedir ve bu
yönüyle de önemlidirler.
Eski çağlarda yapılan sikkelerde kullanılan başlıca metaller arasında altın, gümüş, bakır, altın
ve gümüş karışımı olan elektron, tunç ve pirinç sayılabilir. Anadolu’da ilk metal paralar elektrondan
yapılmıştır. Değerli metallerin para yapımında kullanılması 20. yüzyıla kadar sürmüş ancak kâğıt
paranın yaygınlaşması ile yavaş yavaş terk edilmiştir. Günümüzdeki bozuk para ihtiyacı için
yapılan metal paralarda nikel, bakır-nikel, tunç, alüminyum ve tunç-alümiyum gibi metal ve
alşımlar kullanılmaktadır.

Paraların metalden yapılması, dayanıklılığının yanı sıra, metalin eritilip bir kalıba dökülerek
biçimlendirilmesindeki kolaylıktan da geliyordu. Bu nedenle döküm, para basımının en önemli
işlemlerinden biri olmuş, hatta pek çok yerde para yalnız döküm yoluyla üretilmiştir. Ancak
içerisine daha değersiz metaller karıştırarak paranın değerinin düşürülebildiği, böyle bir paranın da
ilk bakışta gerçek değerde olandan ayırt edilemediği anlaşılınca, bu durumu önlemek için farklı
yöntemler denenmeye başlanmıştır.
M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu’da para, eriyik haldeki metalin düz bir yüzey üstüne
dökülmesiyle yapılıyordu. Altları düz olan bu paraların üsleri metal eriyiğindeki yüzey gerilimi
nedeniyle hafif yuvarlak oluyordu. Bunu düzeltmek için çekiç ya da tokmak gibi aletler
kullanılıyordu. Bir süre sonra bu aletlerin üzerindeki girinti ve çıkıntıların paranın üstünde iz
bıraktığı fark edilince, bunun düşük değerde para basımını engellemekte kullanılabileceği
düşünüldü. Ardından paranın üstüne, değişim değerinin resmen onaylanması anlamına gelen
yönetici ya da devlet işaretleri işlenmeye başlandı.
Eski çağlardan günümüze ulaşan para kalıplarının çoğu tunçtan yapılmıştır. Romalıların demir
kalıplar da kullandığı bilinmektedir. Alt kalıbın içine yerleştirilen metalin üstüne, bir sapın
ucundaki üst kalıp konulup çekiçle vurularak arada kalan madene hem ince pul biçimi verilir, hem
de istenen işaretler işlenirdi. Vurmaya dayanan bu para basma yönteminde bir süre sonra metal
eriyiği doğrudan alt kalıbın içine dökülmeye başlandı. Bu yöntemle, alt kalıp bozulmadan 10-20 bin
para basılabileceği, çekiç darbelerinden direk olarak etkilenen üst kalıbın ise bunun yarısı kadar
para basımına elvereceği bilinmektedir. Bir kalıpta bir kişinin çalıştığı küçük darphanelerde saatte
100 tane sikke yapılabileceği bilinmektedir.
Kalıplarda yapılan değişiklikler paraların biçiminin yanı sıra üretim ekniklerini de etkiledi.
Sasaniler döneminde İran’da 220’den sonra ince kalıp kullanıldı. Bu da hem daha ince paraların
yapılmasına, hem de bunların üstündeki kabartmaların daha alçak tutulmasına yol açtı. Bizans
aracılığı ile Avrupa ülkelerine geçen bu yöntem, Charlemegne’ın bastırdığı paralarda da kullanıldı.
Bazı Frank ve Sakson krallıklarında da aynı paranın üstüne, her biri yalın işaretler taşıyan birkaç
kalıpla baskı yapılır, böylece daha karmaşık bir kabartma elde edilirdi. Avrupa metal paralarında
hem kabartma, hem de oymalar bulunurken, İslam ülkelerinin paralarında oyma daha ağır
basmaktaydı.
Gümüş para yapımında, önce gümüş ince bir katman biçiminde dökülür, sonra da eriyik tam
soğumadan çekiçle istenilen kalınlığa getirilirdi. Aşağı yukarı 10. yüzyılda gerçek para
boyutlarından biraz daha büyük dörtgen parçalar hazırlanmaya, daire biçimindeki kalıbın içine
yerleştirilip sıkıştırıldıktan sonra yanlardaki fazlalıklar kesilerek alınmaya başlandı. Metal para
bastırmak karşılığında kullanılan “sikke kestirmek” deyimi buradan gelmektedir.
İslam ülkelerinde dinar (altın) dirhem (gümüş) ve fels (bakır) olmak üzere üç tür metal para
kullanıldı. Yüzyıllarca Roma, Bizans ve Sasani paralarının sürümde kaldığı Ortadoğu’da ilk İslam
parası Halife Ömer döneminde (634-644), Sasani paraları üstüne İslama özgü bazı işaretlerin
kazınması ile oluşturuldu. Emevi halifesi I. Muaviye, Sasani paralarına kendi kılıçlı tasvirini

koydurttu. Halife Abdülmelik ise 693’te bir yüzünde kendi resminin bulunduğu ilk İslam dinarını
bastırdı. Bu paranın öbür yüzünde kelime-i tevhid yazılıydı. 694’te Emevi eyaletlerinde gümüş
İslam paraları basılmaya başladı. Emevi Dinarı, Bizans solidosuna eşit saf altın, dirhem de saf
gümüştü. Metal paraların üzerine hükümdar ve halifelerin adlarının yazılmasını ilk kez Emeviler
uyguladı. 9. yüzyılda İslam sikkelerinin biçimi temel kurallara bağlandı. Paranın üstüne egemenliği
tanınan halifenin ve hükümdarın adı, sultanın ya da melikin kendisinin ve babasının adı,
hükümdarlık unvan ve lakapları, kelime-i tevhid, paranın basıldığı kent ve basım yılı yazılmaya
başlandı. Halifeden ve sultandan bağımsızlık izni alan küçük beyler de adlarını taşıyan sikke
bastırmayı egemenliklerinin gereği sayıyorlardı. Örneğin parasındaki özel unvanları arasında “ed-
devle” ile biten bir tamlamanın bulunması o hükümdarın bağımlılığını, “ed-dünya” sözünü içeren
bir unvanın bulunması ise bağımsızlığını belli ediyordu. Bunun gibi “melik”, “sultan”, “emir”
unvanlarının da siyasal anlamları vardı. Bu unvanları tamamlayan “el-kamil”, “el-adil”, “ebu’l-
muzaffer”, “ebu’l-feth”, “el-gazi” gibi lakaplar da siyasal, dinsel ve askeri anlamlar taşıyordu.
Karahanlılar, Samaniler ve Büyük Selçuklular’daki bu gelenek başka devletlere de yayıldı.
Müslüman olmayan komşu devletlerle sürdürülen ticaret ilişkileri, insan tasvirli İslam sikkelerinin
de çıkarılmasına yol açtı.
İlk Osmanlı gümüş parası akçenin 1326’da Orhan Gazi adına kesildiği kabul edilir. Ancak
babası Osman Gazi döneminde basılmış bir akçe parçası da bulunmuştur. I. Beyazid gümüş ve bakır
Osmanlı paraları için düzenlemeler getirdi. II. Mehmed dönemine kadar akçe ve pul denilen
sikkelerle Venedik Dukası sürümdeydi. II. Mehmed 1447’de sultani olarak bilinen ilk Osmanlı
altınını bastırdı. İlk tuğralı Osmanlı paraları III. Mehmed adına basıldı. 1625’te alınan “tashih-i
sikke” kararından sonra kuruş, 1640’ta da para adı verilen metal paralar basıldı. 1687’de sikkelerin
hepsine darphane damgası vurulması kararlaştırıldı. 18. yüzyılın başında Osmanlı piyasasında
cedid, İslambol, şerifi gibi yerli altın paralardan başka yaldız, frengi, esedi, zolata, Abbasi, tümen
gibi yabancı altın ve gümüş paralar da sürümdeydi. Yerli ve yabancı paraların pariteleri arasındaki
fark altın ve gümüş kaçakçılığına yol açıyor, bu durum da ekonomiyi sarsıyordu.
18. yüzyılın ikinci yarısında “zer-i mahsub” serisi altın ikilik, üçlük, beşlik ve onluklar
çıkartılırken, üstlerine “duribe fi Konstantiniye” yerine “duribe fi İslambol” ifadesi konuldu. 19.
yüzyılda dünya piyasalarında altının giderek değer kazanması nedeniyle metal paraların
paritelerinin sık sık yeniden belirlenmesi gerekti. II. Mahmud’un (1808-39) son yıllarında Osmanlı
sikkelerinin basımı ve birimleri konusunda köklü yenilikler gerçekleştirildi. Abdülmecid 1840’ta
çıkardığı bir fermanla bütün metal paraların yenilenmesini istedi. Darphanede sarkaç sistemine
geçildi. 22 ayar, yüzlük serisi altın ve gümüş Mecidiyeler çıkarıldı. Bakır sikkeler de 5, 10, 20 ve 40
para olarak basıldı. Maliye Nezareti içinde kurulan Meskukat-ı Şahane İdaresi altın ve gümüş
fiyatlarındaki değişmeleri de dikkate alarak Osmanlı Mecidiyesi’ne göre eski Osmanlı ve yabancı
paraların kurlarını belirliyordu.

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required