Arkeolog Hilal Erden Sanatın Yolculuğu için ”Hoca Ahmet Yesevi Külliyesi” yazısını yazdı.Kendisine teşekkür eder, yazısını okumanızı tavsiye ederiz.
ORTA ASYA’DA TÜRK MİMARİSİ
HOCA AHMET YESEVİ KÜLLİYESİ-TÜRKİSTAN
Türkistan şehrinin 10.asırdaki adı Yesi,bölgenin de adı Türkistandı.Türkistan, Türklerin ülkesi demektir.Bütün Seyhun-Ceyhun arası,Hazar denizine kadar uzanan coğrafyaya Batı Türkistan dendiği bilinmektedir.Bölgenin merkezi durumundaki Yesi şehrine de sonraları Türkistan denilmiştir.SSCB.devrinde Türk ve Türke ait herşey tahrib edilip yok edilirken Türkistan da maalesef bu hezimeti görmüştür.Transit yolu dahi şehrin dışından ve uzaklardan geçirilerek ziyaret ve mukaddes yer sayılan bölge gizlenmek istenmiştir.Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kazakistan’ın egemenliğini kazanmasından hemen sonra bakım,tamir ve restorasyonunu üstlenmesini,ayrıca buraya üniversite açılmasını Türklüğe yakışır bir jest olarak düşünüyor.
Sovyet döneminde Kazakistan’da bulunan camilerin tamamına yakını yıktırılmıştır.Örneğin Doğu Türkistan’ın merkezi Çimkent’te 45 cami varken sadece biri sembolik olarak bırakılmış.Gerisi tamamen izi kalmayacak şekilde yok edilmiştir.Aynı cami yıkımı tüm Orta Asya Türk-İslam devletlerinde yapılmıştır.Alma-Ata’da da tek cami bırakılmış,Bişkek’te de.Tabii bu yıkımdan Özbekistan da Türkmenistan da payını aynı oran da almıştır.Mezarlıklar da park yapılmış.Karahanlılar mezarlığından sadece 1-2 türbe bırakılmıştır.Ancak medreselere bu yıkım furyası pek dokunmamış.Medreseler içindeki camilere de pek dokunmamışlar.Türk kelimesinin geçtiği her isim derhal değiştirilmiş,oradaki tüm eserler imha edilmiştir.Mesela Çimkent’e 120km. uzaklıkta Tülkbas’ın eski adı Türkibaş’dır.Adı r-1 olarak değiştirilmiş.Ne kaldıysa imha edilmiş.Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Türk-Kazak Üniversitesi’nin iki fakültesini oraya açmıştır.Şehir valisi eski adına kavuşacağını müjdeledi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üstlendiği restorasyona başlanırken bütün abide 10cm.beton sıva ile kaplanmıştı.Çok büyük bir titizlikle,altından çıkacaklar bozulmasın diye küçük parçalarla kırılıp esas çehresi çıkarıldıktan sonra,dünyaya örnek olacak titizlikle restorasyon yapılmıştır.Bu konuda anlatacağımız her bir kelime eminiz ki restorasyonun titizliği sayesinde aslını söyleyecektir.Eski esimlerinden gördüğümüz kadarı ile bu büyük eser civarı açık sahaları dahil,askeri depolar olarak kullanılmıştır.Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ilk ziyaretinden önce drhal etraf temizlenmiş,külliyenin önü açılıp yolları yapılmış;güllerle donatılmış.Bu bakım devam ediyor.1999’da 1500’üncü yılının kutlamaları için de çalışmalar başlamış.
Ahmet Yesevi birçok sufi yetiştirerek Türk yurtlarına yollamış,islamiyetin yayılmasında büyük katkısı olmuştur.Daha sonraları Mevlana gibi,Hacı Bektaş-ı Veli gibi,Taptuk Emre gibi büyük alimlerYesevi’nin takipçileri,talebesinin talebeleridir.Kendisinin birçok eseri arasında Hikmetler adlı eseri oldukça yaygındır.Hoca Ahmet Yesevi 1166-67’de vefat etmişti.Daha sonra Timur,türbesinin yerine bugün gördüğümüz anıt-kompleksi yaptırmıştır.Giriş cephesi Buhara hükümdarı Abdullah Han (153-98)tarafından tamamlanmış.Türkistan Hükümdarı Kokand Han külliyeyi korumak için 19. yüzyılda çevresine sur ve en üstteki dişli duvarı ilave ettirmiş.
Bina Türkistan şehrine yaklaşılırken kilometrelerce uzaktan görülmeye başlar.45x65metre oturumlu dikdörtgenler prizması gövdesi ve muazzam taçkapısıyla çok büyük bir yapıdır.Üzerinde üç farklı kubbe yer alır.Giriş cephesi tuğladandır.Diğer cepheler ve kubbeler boşluk kalmayacak şekilde tezyin edilmiş.
Giriş cephesini tek başına oluşturan taçkapı,beden duvarlarından %45-50 oranında daha yüksek.Taçkapının iki köşesinde birer minare,ortada cephenin üst hizasını da aşan büyük giriş eyvanı yer alır.Minarelerin ezan okuma yeri olmadığından kale burcu havası veriyor.Eyvanın içinde sivri kemerli iki niş bulunur.Yukarıdaki yarım sekizgen biçimli ve kubbeli olan Abdullah Han Nişi diye adlandırılıyor.Ortadaki penceresinden büyük kubbenin kasnağındaki işlemeler görünür.Alttaki nişte giriş kapısı ve pencereler var.Burmalı köşe sütunçeleri çini kaplıymış.Arada kalan çini parçaları da bunu ispatlıyor.
Cephenin yarısına kadar yükseklikteki kısmında ince nişler bulunur.Yukarısında ise küçük kare oyuklar var.Bu durum cephenin tamamlanmamış olmasına bağlanıyor.Eyvan içindeki hatıl ahşapları da halen duruyor.Subasman,20.yüzyıl,Rus döneminde ilave edilmiş.
Diğer cepheler üç geniş bant ile bezenmiştir.Sokl bölümü altıgen taş levhalar ve arsında nakışlı küçük çini parçalarla meydana gelir.En üstteki yazı kuşağı En’am Suresi 59. ayetle tezyin olur.Ortadaki geometrik desenlerin arası kufi hat ile dolguludur.Aynı üslupta fakat her cephede ayrı motifle işlenir.Yazılar ve desenler tuğla zeminde mor ve turkuaz renkli tuğlalarla meydana gelir.Bütün renkli sırlı tuğlalar düşey konumludur.
Küçüklü büyüklü pencereler aynı karakterdedir.İç mekanda gerekli görülen yerlere açıldığı için dışarıdan rastgele açılmış izlenimi veriyor.Pencere kafesleri ve köşelikleri çini bezemelidir.Girişe göre sağ tarafta İlyas Han Nişi bulunur.Binadaki destek duvarları 19.yüzyılda ilave edilmiş.
Arka cephede gayet güzel bir portal daha var.Ancak ön cephedeki kapı öylesine haşmetlidir ki diğeri tali kalır.Cephenin köşelerinde birer sütunçe vardır.Sokl ile hat kuşağı arasına yerleşen sütunçeler geometrik desenler ve hatla süslenir.”Muhammed Hanefi Kapısı”olarak adlandırılan kapı ileriye çıkartılarak vurgulanmış.Dış köşelerinde turkuvaz çiniden sütunçeler yer alır.Giriş eyvanının köşeliklerinde çini bezeme,üstünde kitabe,iki yanında da panolar var.Eyvan tonozu geniş yazı kuşağı ile tezyin olmuş.
Önemli odaların kubbeleri çift cidarlı yapılarak iyice yükseltilip uzaklardan görünmesi temin edilmiş.Büyük kubbe 18m.iç ve 29m.dış çapı ile Orta Asya’nın en büyük kubbesi ünvanını taşıyor.Sekizgen kasnağı yazı uşağı ile süslenir.Tabanında ki panolar kufi hat ve geometrik desenlerle bezenmiştir.
Türbenin dilimli yüksek kubbesi mozaik-çini palmetler ve madalyonlarla süslenmiştir.Dilimlerin bitimine mukarnas işlenmiş.Silindirik kasnağın üst kısmındaki çini bordürler 50x50cm. levhalarla meydana gelir.Kasnağı ”El Melik Allah” ve içine saklanmış ”Ya Muhammed” yazılarıyla bezenen hat kuşatır.Mescitin kubbesi diğerlerine göre daha küçüktür.
Bu üç önemli mekanın iç tezyini diğer odalardan farklı.Duvarları 1.5metre yükseklikte turkuvaz çini kaplıdır.Çini kaplama çiçekli bordürlerle sarılmış,arası da madalyonlarla bezenerek monotonluk kırılmış.Çini desenleri parçalı çini,yani çini kakma tekniği ile yapılmıştır.Taş süpürgelik kabartma motiflerle süslenir.Duvarların ortasında,mekanlar boyunca yükselen birer niş bulunur.Nişlerin üstü e kubbelerin içi tamamen mukarnas tezyin edilmiş.Büyük kapıdan Cemathane’ye girilir.Merkezde 2.45m. çapında dev kazan duruyor.2ton ağırlığındaki bu kazandan ötürü mekana kazanlık da deniyor.Eskiden duvarlarda sayısız kitabe varmış.
Türbe odasının hem cemaathaneden hem dışarıdan iki girişi var.Cemaathane’ye açılan kapı,pervazındaki işlemeler,ahşap oymalar ve metal kulplarla bezenmiştir.Duvarlarındaki çiniler diğer mekanlardan farklı olarak ördekbaşı yeşilidir.Üstlerinde altın ile yapılmış desenler varmış.Bugün çok dikket edildiğinde izleri görülebilir.Ortada tek parça yeşil taştan büyük lahit görülür.Mescitte kemerlerin içinde kalemişi nakış izleri görülüyor.Muhteşem mihrabı tamamen çinidendir.Yine çiniden kufi yazılı hat kuşağı ile sarılmıştır.Diğer mekanlar çok sadedir.
Büyük Aksaray’ın iki küçük kubbesi dışarıdan görülmez.Kudukhane’de Hoca Ahmet Yesevi’nin yaşarken çile için girdiği rivayet edilen küçük yer altı hücresi var.Kütüphane’nin kubbesi alttan sekiz köşeli yıldız görünümü verir.Aşhane’nin işlevi Anadolu’daki imaret ile aynıdır.Ancak 1900’lerde düşen bir bomba aşhane tonozlarını ve güney duvarının bir kısmını yıkmış.Kokand Han’ın surlarının Rus bombalarını tutmaya yetmediği anlaşılıyor.
KAYNAKÇA:ORTA ASYA’DA TÜRK MİMARİSİ (GÖZDE RAMAZAN OĞLU)
Arkeolog
Hilal Erden


