“Kırda Öğle Yemeği”-Eduard Manet-Ecem Özensoy

Ecem Özensoy Sanatın Yolculuğu için Eduard Manet’in  “Kırda Öğle Yemeği” yazısını yazdı.Kendisine teşekkür eder,yazısını okumanızı tavsiye ederiz..

Avrupa resim tarihinde bir kırılma noktasını temsil eden Éduard Manet hakkında sanatla ilgilenen
hemen hemen herkes mutlaka birkaç şey bilir. En önemlisi bugün modern sanatın doğuşunda sahip
olduğu öncü konumudur. Manet’nin kalın konturlarla ve çiğ renklerle günlük hayatın içinden sahneleri
tuvaline taşıması bir bakıma Fransa’daki akademi geleneğini sarsıntıya uğratır. Özellikle Rönesans’tan
itibaren sanatsal birikimin çıkış temasını oluşturan Hz. İsa’nın tüm insanlığı kucaklayan maneviyatı,
Meryem Ana’nın merhameti, yaratılış hikayelerinin mucizesi, Zeus’un gücü, Venüs’ün güzelliği ve
çekiciliği, soyluların ihtişamlı hayatları, güzel krallar ve kraliçeler, her zaman taze ve canlı gözüken
meyveli natürmortlar, yani kısacası sanat tarihinin görkemli devrini yansıtan tüm unsurlar 19. yüzyıl
sonunda Paris’te devrimci bir ressam tarafından sorgulanmaya başlar. Bu nedenle Manet’nin
benimsemiş olduğu biçim, tuvale bakan seyirciler tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır.

Éduard Manet, Kırda Öğle Yemeği (Le Déjeuner sur l’herbe), 1865, tuval üzerine yağlıboya, 208×264 cm, Orsay Müzesi, Paris

Ancak sanat tarihindeki büyük devrimlere ve kırılma noktalarına baktığımızda bir sanatçının geleneksel
biçim kalıplarını yıkarak kendine özgü bir biçim anlayışı geliştirdiği düşünülür. Çünkü izleyicinin alışkın
olduğu temsil biçimlerinin yerini farklı üsluplar almaya başlar. Örneğin 20. yüzyıldan itibaren sanatta
görülmeye başlanan realizm, romantizm, kübizm, soyut, dışavurumculuk gibi… Sanat tarihi yazımında
da her biri birbirini geride bırakmış gibi gözüken bu sanat akımları biçimsel esasta kategorize edilerek
birbirlerinden ayrıştırılarak ele alınır. Oysa bu ayrıştırma sanat yapıtını olduğu kadar sanatçısını da
yalnızca biçim esasta bir değişime tabi tutarak ele almaktır. Esasında sanatın ne olduğu sorusunu
içerisinde barındıran bu problem sanatı yalnızca malzeme ve tekniğin form bulmuş hali olarak
değerlendirme yanlışlığına karşı çıkabilir. Bu nedenle Manet gibi modern sanatın önemli bir temsilcisini
yalnızca sanat tarihine kazandırdığı “tuhaf” ve “sıradışı” gibi terimlerle özdeşleştirmek Manet’nin
sanatındaki felsefi ve psikolojik boyutu göz ardı etmektir.

Elbette popülist sanat, öncelikle yapıtı biçimsel özelliklerine bakılarak değerlendirme alışkanlığı
sunmuştur. Bu nedenle yıllarca Picasso’yu “ çocuk gibi karmakarışık resimler yapan adam” olarak
betimledik. Oysa Picasso’nun “ Rafael gibi resim yapmak dört yılımı aldı. Bir çocuk gibi resim
yapabilmek ise bütün hayatımı” ifadesinin altında yatan felsefeye, dünya görüşüne, duygulara, içeriğe
yani özne ile ilgili olan maneviyata odaklanmak sanat hakkında konuşanların akıllarına gelen ilk şey
olamadı. Manet’ de bu örneğin bir başka temsilcisi olarak değerlendirilebilir. 1863 yılında salon sergisi
tarafından reddedilen “Kırda Öğle Yemeği” adlı resmi birçok sanat tarih okumasında biçimsel esasına
gönderme yapılarak değerlendirildi. Çünkü kılık kıyafetlerinden Fransız burjuvası olduğu anlaşılan iki
erkeğin ortasına çıplak bir biçimde oturmuş ve gözlerini doğrudan izleyiciye dikmiş olan kadın,
izleyicinin gördüğü yeni ve tuhaf bir şeydi. Özellikle bu izleyici 19. Yüzyıl modernitesini yaşayan Fransız
toplumunun bir üyesi olunca işler daha da karışmaya başladı. Akademizmin soylu resim geleneğini
yaşayan burjuva, bir anda karşılarına çıkan bu ahlaksız resim için Manet’yi eleştiri yağmuruna tuttu.
Öyle ki Manet ve onun gibi gelenek dışı üsluba yaklaşanlar için bir “Reddedilenler Salonu” dahi açıldı.
Fakat tüm bu gelişmeler Manet’nin benimsemiş olduğu sanat anlayışının biçimsel yönüne yönelikti.
Oysa Manet’yi ve “Kırda Öğle Yemeği”ni modern sanat için önemli kılan, yalnızca biçimsel kalıpları
yıkmış olması değildir.

Resimde bizlere bakmakta olan kadın aslında kimdir? Biz de nasıl bir izlenim bırakmaktadır? Çıplak
olması tüm bu soruların önüne geçen bir değer midir? Yoksa çıplaklığının farkında olduğu için mi biz
bakışlarından rahatsız oluruz? Bu soruları modern sanatın felsefi bağlamı etrafında düşündüğümüzde
ortaya bir tablo daha çıkıyor. Bu sefer başrolde Manet var. Nasıl mı?
Sanat yapıtı yaratıcısından ve ait olduğu tarihsel ve sosyal bağlamdan bağımsız değildir. Sanatçı,
yaratma esnasında kendi aidiyetini yapıtına yansıtır. Biçimin arkasında görmeye çalıştığımız şey
yaratıcısının sanatsal kişiliğidir. Manet, gözlerini seyirciye dikmiş olan bu kadında 19. yüzyıl Avrupa
modernitesi ile birlikte değişen toplumsal yapıyı ve geleneksel sanatın çözülmesini barındırır. Değişen
dünyanın tanığı olarak Manet, tüm bu toplumsal dönüşüme yönelik düşüncelerini seyirciye bakmakta
olan kadın figüründe özneleştirir. Böylece Manet, artık sanat yapıtında bırakılmış bir izdir. Resmi yapan
da, resmi seyreden de ve resimden bize bakmakta olan da öznedir. Modern sanatı olanaklı kılan, tüm
bu seyirci ile nesne ilişkisindeki yer değişiminin altında yatan bireyselleşmedir.

Ecem Özensoy

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required