Mühür Sanatı ve Tarihçesi

Türkçe’ ye Farsça’ dan geçen mühür (mühr) kelimesinin, Aramice’ den Arapça’ ya ve sonra Türkçe’ ye geçen hâtem kelimesi yanında kullanılışı daha yaygındır.

Çok eski tarihlerden beri kullanılagelen mühür, yetki ve mülkiyet belgesi mahiyetindedir. En eski mühürlere Mısır’ da mevcut papirüslerlerde karşılaşılmaktadır. 

Hıristiyanlıklık öncesi ve sonrası Avrupa’ sında da yaygın olan mühür daha sonra okuma yazmanın yaygınlaşmasıyla anlamını kaybetmiş ve yerine imza geçerli hale gelmiştir. Halbuki doğuda mühür, imzadan da önemliydi ve imzayı tevsik (belgeleme) etmede de kullanılırdı.

Bilinen en eski Müslüman mührü Mısır fatihi ve valisi Amr bin al-Âs’ a aittir. Peygamber Efendimiz de hicretin 7. yılında mühür kullanmaya başlamıştır.

Mühr-i nübüvvet tabirine gelince mecazî bir tabirdir. Peygamberin iki omuz başı arasındaki et benine denir. Ayrıca sadece Peygamber Efendimiz’ e ait peygamberlik mührünü de ifade eder. Peygamber Efendimiz’ in mühürleri gümüşten olup üzerinde “Muhammed Resulullah” yazılıydı, bu mührü halife Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman teberrüken (bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek) kullanmışlar ve Hz. Osman mührü kazayla kuyuya düşürmüş ve bu suretle zayi olmuştur.

Osmanlı toplumunda mühür başlı başına önem kazanmıştır. Padişahların mührü saltanatlarının bir ifadesiydi, bu yüzden de hükümdar değiştikçe mühür de değişirdi. Kaynaklara göre 3 veya 4 tuğralı mührü bulunan padişah bunların birisini daima kendi üzerinde taşır, diğerlerini ise hazinedara ve hasodabaşına verirdi.

Mühür memurlar ve halk tarafından da imza yerine kullanılırdı. Bu gelenek memurlarda İkinci Meşrutiyet’ e kadar (1908) devam etmiştir. Mühür çok kıymetli madenlerden ve mücevherlerden yapıldığı gibi çok basit madenlerden de yapılanları vardır. Şekilleri ise çok çeşitlidir (yuvarlak, beyzi, oval, altıgen, armudî gibi). Mühürlerin bazıları cepte taşındığı gibi, bazıları da bir kese de boyna asılır, bir kısmı da yüzük şeklinde olup parmağa takılırdı.

Yazma eserlerde genellikle görülen birkaç tür mühürden biri de vakıf mührüdür. Yazma eserlerdeki vakıf mühürleri cilt, tezhip, minyatür, yazı vb. gibi yazmanın önemli unsurlarındandır. Vakıf yapan kişiler özellikle bu vakıf mührünün kitaplara basılmasında özen göstermişlerdir. Hatta bu vakıf mühürlerinde kısaca da olsa vakıf şartlarını belirtmeyi amaçlamışlardır. Bir klişe olarak gelişen bu vakıf mühürlerinde önce vâkıfın mesleği, adı, sonra üzerinde vakıf mührü olan bu kitabı nereye ve ne maksatla ve hangi şartlarla vakfettiği ve hangi tarihte vakfı gerçekleştirdiği belirtilmektedir. Bu vakıf mühürleri 3 dilde de (Arapça, Farsça, Türkçe) olabilirdi.

Mühür yapımı o derece yaygın ve gelişmişti ki bu işi yapan ve hakkâk  adı verilen belirli bir meslek grubu ortaya çıkmıştır. Mühür ve resim kazıyan sanatkâra hakkâk, bu sanata da hakkâklık denir. Hakk; Arapça kazımak, oymak demektir. O dönemde okuma bilsin bilmesin herkes mühür kullandığı için hakkâklık çok kârlı sanatlardandı. Bu sebeple pek çok değerli hakkâk yetişmiştir.  Hakkâklık Osmanlılarda 16. ve 17.yüzyıllarda büyük gelişme göstermiştir. Evliya Çelebi, Seyehatnâme’ sinde bu mesleğin Kapalıçarşı yanındaki Hakkâklar Çarşısı’ nda yapıldığını anlatarak dükkânlarından ve ustalarından bahsetmiştir

Hakkâklar ; yanlarında sanatkar yetiştirecekleri zaman çok kabiliyetli olmalarına dikkat eder, ayrıca mühürler basıldıkları zaman düz okunabilmeleri için malzemenin üzerine ters kazınacağından çırakların hüsn-i hat, tezhib sanatlarını iyi öğrenmeleri ve edebiyat bilgilerine sahip olmaları gerekirdi,bu yüzden dönemin ünlü üstatlarından ders alırlardı. Bu çıraklar zaman içinde kazıdıkları mühürlerine ekleyecekleri imzaları için ustalarından icazet (diploma) alır, sonra mühürcüler Kethüdası aracılığı ile sadrazama başvurur onun onayından sonra padişahtan ferman alarak  mühürcü ustası (hakkâk) olurdu.

Hakkâklar, kendi yaptıkları mühürlerden basılmış örnekleri  albümlerde muhafaza eder, mühür yaptırmak isteyenlere kolaylık sağlarlardı. Bu sanatkarlar, mesleklerine değer vermelerini,alçak gönüllülüklerini ve saygılarını kazıdıkları mührün bir benzerini yapmamaya ve imza atmamaya özen göstererek sergilerlerdi. Son dönem  ünlü mühür hakkâklarından bazıları; Mecdi, Sami, İzzet, Fenni ve Fehmi’ dir. Özellikle mezarı yemende bulunan hakkâkların piri kabul edilen Abdullah Yumni’ dir.

Osmanlı padişahlarından Sultan Birinci Mahmûd usta bir hakkâktı. Bu padişahın kendi yaptığı mühürleri el altından sattırıp elde ettiği kazancı, İstanbul’un fakirlerine dağıttığı bilinmektedir. 16. ve 17. yüzyılda en parlak dönemini yaşayan hakkâklık 18.yüzyılda gerilemeye başlamış, Cumhuriyet döneminde harf inkılabının ardından mühür yerine imza kullanılmasıyla önemini kaybetmiş, anlamını ve işlevini ne yazık ki bir çok Türk sanatı gibi yitirmiştir.

Zat mühürleri: Dönemin halkı tarafından kullanılan mühürlerdir. Resmi Mühürler: Sadaret veya valilik gibi her hangi bir memuriyet dolayısıyla kullanılmış mühürlerdir.

Mührü Hümayun: Osmanlı padişahları cüluslarıyla beraber kendi ve babalarının isimlerini içeren tuğralı mühür kazdırırlardı. Padişahların, biri bizzat kendisinde ve diğerleri vezir-i âzam, enderûn-u hümayun hazinedarı ve harem dairesinde usta denilen kadında bulunmak üzere 4 mührü vardır. Vezir-i âzamdaki mühre Hâtem-i Şerif denildiği gibi vezir-i âzamın padişahın vekili olması itibariyle  Hâtem-i vekâlet de denilirdi

Peygamber Efendimizin Mührü

I. Abdulhamid Mührü

Yavuz Sultan Selim Mührü

Fatih Sultan Mehmet Mührü

Kaynakça)

Günay Kut,Nimet Bayraktar, Yazma Eserlerde Vakıf Mühürleri,  1984.

İsmail Hakkı Uzun Çarşılı,Topkapı Sarayı Mühürler Bölüm Rehberi,  1959.

About

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required