Sanat Tarihi mezunu Birsen Baran Sanatın Yolculuğu için ”SANAT DÜNYASINDA YEDİ GÜN” yazısını yazdı.Kendisine teşekkür eder,yazısını okumanızı tavsiye ederiz.
SANAT DÜNYASINDA YEDİ GÜN
Sanat tarihçisi ve sosyolog olan Sarah Thornton, Sanat Dünyasında Yedi Gün adlı eserinde 2004 ile 2007 yılları arasında New York, Los Angeles, Londra, Basel, Venedik ve Tokyo gibi çağdaş sanat merkezlerinde geçirdiği yedi gününü anlatıyor.
Davranışlara odaklanan Sarah Thronton, kitabın ilk bölümünde Christie’s’in Rockefeller Center’da gerçekleştirdiği müzayedeyi ayrıntılı bir şekilde anlatmasının yanı sıra müzayedenin sanatçıların piyasası için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Fakat burada dikkat etmemiz gereken asıl konu koleksiyonerlerdir. Müzayedenin arka planına baktığımızda çoğu eserin çok önceden koleksiyonerler tarafından incelendiğinin ve satışının yapıldığını görüyoruz. Ayrıca özel uçakları ile müzayede gelen kişiler var. Bu da müzayedeye gelenlerin çok zengin kişiler olduğu gerçeğini dikkatten kaçmaması gerektiğini bize gösterir. Kitabın bu bölümünü okuduğumuzda bu müzayede kimlere yönelik? Sanat severlere mi yoksa prestij sahibi olmak isteyen zenginlere mi yönelik? sorusunu akla getiriyor.
İkinci bölüm de ise California Institute of Arts’ta Asher’ın düzenlediği eleştiri dersinde sanat öğrencilerinin daha eğitimlerini tamamlamadan büründükleri egolarını ve düşük bütçeler ile eser yapmalarını anlatıyor. Daha öğrencilik zamanında sanat yapmayı öğrenmek yerine piyasa da nasıl var olunacağını ve bunun kavgalarını yaptıklarını fark ediyoruz.
Thornton, bir sonraki bölümde İsviçre’de Basel Sanat Fuarı’nın açılış gününde koleksiyonerler, sanat danışmanları ve sanat simsarlarıyla olan söyleyişleri yer verir. Burada çağdaş sanat dünyasının ticaretinin nasıl olduğundan da bahseder.
Turner Ödülü’nün olduğu bölümde ise ödülün ve bu ödülün adayları arasında geçen rekabetleri konu alır ve sanatçıların aldıkları ödüllerin kariyerlerindeki önemini gösterir. Ödül sanatçılar için çok önemli olsa da burada asıl olanın dikkat çekmek olduğunu görüyoruz. Daha önce Turner ödülü sahibi olan Damien Hirst öldürülen havyalardan işler yapmıştır. Bu gerçekten de sanat mı, bu ödülün sahibi olmalı mı? Sanat ödülü hak edene mi veriliyor yoksa aralarından en dikkat çekene, ses getirecek olanı mı veriliyor? Bu bağlamda baktığımızda ödüller en dikkat çekici ve büyük yankı uyandıracak işlerin sahiplerine gidiyor.
Beşinci bölümdeki “Dergi” konusunda sanat dünyasının en önemli ticari dergisi olan Artforum International’ın editörleri ve New York Times’ın eleştirmeni olan Roberta Smith ile konuşmaları yer alır. Avrupa’nın ve Amerika’nın en iyi okullarından mezun olan kişiler bu dergide yazı yazmaktadırlar. Bu kısımda Thronton yazarlara kesinlikle baskı yapılmadığını ve yazarların düşüncelerini profesyonel bir şekilde ortaya koyduklarından her ne kadar bahsetse de gerçekte olay böyle mi? Olayların gerçekte bu kadar da olmadığı bilinmektedir. Kalemleri korkusuzca kullanan iki yazarın dergiden neden atıldığı hatta atıldığından bile bahsetmemiştir.
Bir sonraki bölümde ”Atölye Ziyareti”ne yer verir, çağdaş sanat dünyasının en önemli ismi Takashi Murakami’nin Japoya’daki üç çalışma mekânında ve bir dökümhanede geçiyor. Murakami sürekli atölyede çalışan bir sanatçıdır ve onunla çalışan birçok sanatçı da vardır. Zamanının çoğunu atölyede geçiren Murakami’nin genellikle ince bir yer yatağında yattığını aktarır. Ayrıca sanatçının mütevazi biri olduğunu aktarır ama sanatçının işlerinin fiyatlarının milyon dolarlar olduğunu öğrendiğimizde akılda birçok soru oluşuyor. Sanatçının işleri neden bu kadar pahalı? Hele ki onun gibi “mütevazi” bir hayat yaşayan birin işleri neden bu kadar pahalı? Düşük bütçeli ya da halkın alabileceği fiyatlarda neden işleri yok? Müşterilerinin hepsi neden dünyanın önde gelen iş adamları? Nasıl oldu da iş adamları için Murakami bu kadar önemli oldu? Kitapta bu sorularının ne yazık ki cevapları yok. Belki de Thronton bize sadece olayın pembe yüzünü göstermek istiyordu ya da bu kadarını anlatmanın daha iyi olduğunu düşünüyordur.
Son bölüme geldiğimizde ise 2007 Venedik Bienali’nden bölümleri anlatır ve burada Bienallerin sanat network’un de önemi gösterilir. Yine gösterişli ortamdan bahseder yazar. Thorton olayı sorgulayan kısımlarını değil de olayın daha gösterişli tafralarını aktarmayı tercih etmiştir.
Peki, biz bu kitabı nasıl değerlendirmeliyiz? Sanatçıların, sanat danışmanlarının, sanat simsarlarının, koleksiyonerlerin, müzayedelerin ve eleştirmenlerin oluşturduğu sanat dünyasının bilinen ve bilinmeyen pek çok noktasını eğlenceli bir üslup ile anlatan Thronton kitabında olayları hiç sorgulamamıştır. Aksine kitabı bittikten sonra görüştüğü kişilerden basımı için onay almıştır. Kabul etmeliyiz ki yazar Çağdaş Sanat ortamının büyük bir kısmını aktardı fakat aktarmadığı hatta hiç dokunmadığı, eleştirmediği birçok konu da var.
Ve son olarak akla akılan koca bir soru Thorton bu kadar önemli ve ulaşılması zor kişilere nasıl ulaştı? Onları röportajlara nasıl ikna etti? Kitabında adı geçen hiç kimseyi eleştirmeden onay alarak kitabını tamamladı. Ayrıca kitabı 2007 Ekonomik krizinden önce yazdı. O dönemde Çağdaş Sanat en parlak dönemini yaşadı şimdi ki ortam için Thorton yazsa yine bu şekilde gösterişli bir ortamdan bahsedebilecek miydi?
Sanat Tarihçisi
Birsen Baran


