Tiyatrolar Gelişirken-Harika Gökçe Birgin

Harika Gökçe Birgin Sanatın Yolculuğu için ”Tiyatrolar Gelişirken” yazısını yazdı.Kendisine teşekkür eder,yazısını okumanızı tavsiye ederiz.

TİYATROLAR GELİŞİRKEN

Tiyatro sanatının gelişiminde,insanlık gelişiminin bütün  seyri görülebilir.Tiyatro; insanlığın evrene dair sorularının, arayışlarının ,korku ve ümitlerinin kısacası duygu, düşünce ve ruh dünyasının bir yansımasıdır.

Tiyatronun tarih içindeki seyrinin ,özgür bırakılması çok önemlidir.Çünkü tiyatro tarihe bir izdüşümdür…

Bütün bir insanlık tarihi, tek bir insanmış gibi düşünülürse; günümüzde insanlık tarihi ,sanki otuz beş kırk yaşlarındadır…Tiyatronun tarihine de, iz düşümleriyle bakılırsa ; sanki tiyatrolar  otuzbeş kırk yaşlarındadır.

Yani insanlık tarihinin; adeta emekleme, çocukluk, ergenlik dönemi olmuştur da; şimdi olgunluk çağındadır.

Çıkmaya çalışan ama bir türlü çıkamayan üçüncü dünya savaşı bunun açık görünüşüdür.İnsanlık; iki defa dünya savaşı tecrübesi yaşamıştır.

İnsanlık,maddedeki değişim ve enerji kabiliyetini; atom bombası patlatarak tecrübe etmiştir.

Ne savaşlar,ne de bombalar yaşayan sıradan insanların yüzünü güldürmemiştir.

İnsanlık bilinci, tarihindeki ;eşitsizlik ,bağnazlık ,anlayışsızlık hatıralarını bir kenara bırakmış ve bunu küresel bir etkinlikte “Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi” yle; dünyanın neresinde olursa olsun ;dünyaya gelen her bireyin hürriyet ,güvenlik, beslenme ve barınma gibi bütün haklarını deklare edebilmiştir. Bunu ülkelerde temel hukuk disiplini olarak işlevselleşmesini desteklemiştir.

Bilim adamları hakettiği saygınlığa ulaşmış, bir inanç olarak semavi dinler ;bireylerin hayatında kabul edilmiş;saf bir inanca -hangisi olursa olsun farketmez – bulanıklık veren ve dogma olarak nitelendirilen şartların;insanların  kendi eşitsizlik ve adaletsizliğinin ürettiği dogmalar olduğu; ayan beyan meydana çıkmıştır:

Mesela Hristiyanlığın ilk yıllarında, köleler bile din adamı olabilirken ;bazı üst tabaka insanlar, artık kölelerin din adamı olmasının önüne geçebilmişlerdir…Oysa Hz.İsa ‘nın daveti eşitlik üzerinedir.Halk da bu davetin eşitlik içermesini sevmiştir.

Sonra gün gelmiş bilim adamları; savundukları bilimsel gerçekler yüzünden din adına yakılmıştır.Bu olaylar ;insanların, toplulukların kendi düşünce dünyalarının kabul etmediği şeyleri;dindenmiş gibi göstermesidir.Belki bunu o dönem kendileri bile farkında değillerdir.

Bu acı ve haksızlık yapılmış hayatların; arkada bıraktığı acı tecrübelerden; insanlık tarihinin evrensel esaslar çıkarması; müthiş bir yetkinliktir.

Bütün bunlar olurken; tiyatrolar 17.yüzyılda İngiltere ‘de dinsel nedenlerle yasaklanmış; içerik üretme adına tiyatro;bir duraklama dönemine girmiştir.

İnsanlar,kafalarındaki yasaklara; hep dinden bir neden bulmuşlardır.Oysa dinler, müntesiplerine; erdemsel değerlere ,peygamberleri aracılığıyla vurgu yaparlar: Eşitlik gibi..İnsan hayatının kutsallığı gibi, vb.gibi. Erdemden bahseder kısacası.

Ama dönüp dolaşıp eşitsizlik yapan; savaş çıkaran insanoğludur.Dogmalar, insanın bağnaz yanındadır.

Tiyatrolar; insanlığın ilk emekleme dönemiyle başlar desek yeridir. Mö 40 bin ila 10 bin yılları arasındaki mağara resimlerinde ;insanların maske ve kostüm kullanarak, ritmik hareketler yaptığına dair örnekler bulunmuştur.

Mesela yağmurun yağması ya da avda başarılı olmak için yapılan topluca danslar; tiyatro kavramında ilk temellerdir.

Tiyatro kelime anlamı olarak:seyirlik yer anlamındadır.

Milattan önceki devletlerin, imparatorlukların ve milat dönemiyle devam edegelen toplumların; tiyatroları,tapınakları ,seyirlik yerleri hep olmuştur.

Makedonya İmparatorluğu toprakları; milattan önceki yıllarda tüm Trakya’ dan taa Hindistan’a kadar uzanmıştır.Günümüz Türkiye topraklarında bir dönem İskender’in imparatorluğu hüküm sürmüştür.Daha sonra da bu topraklarda,Roma İmparatorluğu  ;Trakya ‘dan   Anadolu’ya ve birçok Ortadoğu topraklarını içine alacak şekilde hüküm sürmüştür.

Türkiye’de bir çok antik yapı ve antik tiyatrolar ;bu dönem izleri taşır.

Efes, Pergamon, Milet, Myra vb..

Atina şehir devleti döneminde de; Roma Dönemi’nde de ;savaşlar ,trajediler ,komediler bu seyirlik alanların konusu  olmuştur.

Roma Dönemi’nde şu an 2000 yaşlarında olan Collezyum yapılmış ve gladyatör savaşları büyük arenalarda insanlar ve hayvanlar ölerek/ öldürülerek yapılır olmuştur.Bu ortamlar da o gün için  seyirlik yerlerdir ve  toplumunun aynasıdır.

Roma Dönemi’nde sokak dansı ve akrobasi de; yapılan etkinlikler arasındadır.

Çin ‘de de ;milattan önce 1600’ lü yıllardan başlayan ;tiyatroya dair atıflar vardır.Milattan sonraki ilk zamanlarda; akrobasi ,müzik içeren oyunlar ,danslar sergileniyor ve seyrediliyordu.

Hindistan ‘da da ;milattan önce 140 yıllarında dans müzik vb..etkinlikler sergilenmiştir.

18.yyda ; Batı tiyatrosunda no sahneye kadın çıkarılmasına izin verilmiştir.

19. yyda ;sosyalizm, kapitalizm yorumları; emek, emeğin paylaşımı ,eşit toplum ,eşit saygınlık gibi değerler olgunlaşarak; disipline edilmesinin zeminine ulaşılmıştır.Sanayii devrimi, kentleşme; kadın,erkek, çocuk demeden çalışıp para kazanma deneyimi; birçok temel hak disiplinlerini düşündürmüş ve şekillendirerek günümüze ulaştırmıştır.Halen de, bu konularda; yer yer önemli eksiklikler vardır.

19.yyda; tıpkı resim sanatında olduğu gibi, tiyatroda da; doğalcılık, realizm, proto ekspresyonizm/dışa vurumculuk  gibi akımlar vardır.

20.yyda:

Kadınlar ülke seçme ve seçilme hakkını kazanmışlardır. Afrika’ da ırkçı ayrımcılığın sonuna varılmış; Bileşmiş Milletler kurulmuş ;spor da uluslararası basketbol futbol şampiyonaları düzenlenmeye başlanmıştır. Ve tiyatrolar; her zaman özgürlüğü savunmuşlar;sosyolojik bir yapı olarak ailedeki ve  toplumsal yapıdaki resmi  gösteren bir ayna olmuşlardır.

Aynaya bakmayı mı sevmiyoruz?…Aynada biz varız…Ne kadar eksik, ne kadar silik, ne kadar duygu dolu, ne kadar coşkun olduğumuz var..

Harika Gökçe Birgin

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required