Mısır; uygarlıklar tarihi boyunca hep farklı bir yere sahip olmuştur. MÖ 3500’lerde ortaya çıkıveren bu kadim uygarlık, yaklaşık 4000 yıl boyunca hüküm sürer. Etkisi sadece Nil Nehri kıyıları ile sınırlı kalmaz. Tarihsel süreçte kendisinden sonra gelecek olan uygarlıkları sonsuz bir tutku ile etkiler ve çok derin izler bırakır.
Bu büyük uygarlık büyüklüğüne büyüktür. Ancak diğer benzerleri gibi aslında bir erkekler dünyasıdır.
Paleolitik kültürler ile Anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerinde kadın; bereket tanrıçası olarak Buzul Çağı Venüs figürinleri, Kybele ve Annuna kültlerinde çok baskın bir rol oynarken Mısır Pantheonu’nda erkek yaradılışlı tanrılar ön plana çıkar. Yunan ve Roma pantheonlarında erkekler yine önemli bir yer teşkil ediyor olmalarına karşın tanrıçalar hem sayıca daha fazla, hem de temsil ettikleri sembol değerler daha önemlidir.
En önemli Mısır Tanrıları hep erkektir. Ra ,Horus, Atum, Shu, Geb, Osiris, Seth, Anubis, Toth, Bes, Serapis gibi çok önemli Mısır Tanrıları hep erkek iken; yine önemli tanrıçalar grubunda sadece Tefnut, Nut, İsis, Maat ve Hathor dişil yaradılışlıdır. Bu tanrıçalar içinde ise İsis; yaratıcı kimliği ile ön plana çıkar. Kardeşi Seth tarafından öldürülmüş olan kocası Osiris’i yaratıcı ve birleştirici yönü ile diriliş sembolü olarak hayata döndürür. Mısır’ın en eski tanrıçalarından biri olup analık (ideal anne ve eş), bereket (doğurganlık) sembollerinin yanı sıra doğa ve sihir tanrıçasıdır.
Nil’in gizemli Krallar ve Kraliçeler Vadisi ile pek çok tapınak duvarında sahneye çıkan İsis, naif, incecik ve elinde ankh adı verilen sonsuzluğun anahtarını taşır vaziyette temsil edilmiştir. Uzun boylu, ince ve çok güzel yüz hatlarına sahip bir kadın olarak tasvir edilen İsis; böylelikle Mısır erkeğinin zihnindeki kadın ve anne simgeleri ile şekillenmiştir.
Mısır Pantheonu’nda böylesine erkek ağırlıklı bir tanrısal hiyerarşiye sahip olan Mısırlılar ; sistemin içe dönüklüğü yanında kesin ve katı özellikleri ile ve kadınlar da zaman zaman yüksek statülere sahip olabiliyorken aslında bir erkek toplumudur. Devlet ve din iç içe olup, her firavun yeryüzündeki Tanrı gibidir. Her buyruğu kutsal, her yetkisi mutlaktır. Ayrıca ölümsüzlük; “Tanrı kral” firavunun doğal hakkıdır.(*)
Mısır Uygarlığı’nın yaklaşık 4000 yıllık tarihinde ilk kadın firavun Kraliçe Hatşepsut ’tur
Mısır’da kadınlar yüksek statüye sahip olmakla birlikte, bir kadının firavunluk mertebesine çıkabilmesi istenen bir durum değildir. Kadınlar mülk sahibi olabilir, aile mirasına sahip olabilir, haklarını savunabilir, naiplik vazifesini üstlenebilir veya firavunların yanında kraliçe ünvanıyla saygı da görürlerdi. Ancak 18.Hanedan’a dek kadın firavun hiç görülmemişti.
Hatşepsut, MÖ 1503-1445 yılları arasında yaşamıştır. 18. Hanedan döneminde MÖ 1490-1468 arası hüküm sürmüştür. Üvey kardeşi, babasının Mutnefert’ten olan oğlu II. Thutmose ile evlenmiş ve ardından II. Thutmose’nin ölümünden sonra tahtı üvey oğlu III. Thutmose’ye kaptırmamak için tahta yakın her zeki yönetici gibi incelikli bir plan yapıp, dönemin baş rahibi ile anlaşma yapmış ve kendini firavun seçtirmiştir. 22 yıl süren uzun hakimiyet yılları boyunca barışçı bir politika izleyen Hatşepsut, gerekmedikçe savaşa gitmemiş, sadece saldırılara cevap vermiştir. Fazla savaşmamasına karşın, yine de O’nun zamanındatapınaklar savaş ganimetleri ile dolmuştur.
Hatşepsut tarihte adı kayıtlara geçen ilk kadındır. Kraliçe olduktan sonra bir firavun gibi giyinmiş ve takma sakal kullanmıştır. Sakal takmaktaki amacı bir erkek firavun gibi olmak değil, tam aksine takma sakal kullanarak bir firavun geleneğini devam ettirmektir. Deir el Bahri’deki tapınağının duvarlarında krallığının tüm sembolleri ile birlikte bir erkek olarak tasvir edilmiştir. Yani yöneten, hükmeden Tanrı-Kral niteliği taşıyan firavun erkeklerin dünyasında başarıyla yer almıştır. Kızı Neferuya’yı da bir prenses gibi değil, bir prens gibi, güçlü, kudretli bir kişilik olarak yetiştirmiştir.
Ancak Hatşepsut birden bire tarih sayfasından silinir. Doğal yollarla mı yoksa bir cinayet sonucu mu öldüğü bugün bilinmemektedir. Kendisinden sonra gelenlerin belki bağnazlığı, belki de kıskançlıkları yüzünden Hatşepsut’un tüm izleri tarih sahnesinden silinmiştir. Güçlü bir firavun olmasına karşın erkeklerin iktidar hırsının da bilinen ilk kurbanıdır.
İkinci önemli Mısırlı kadın şahsiyet, Mittani soyundan gelen Asyalı güzeller güzeli bir prenses olan Nefertiti’dir.
Asıl adı Tadukhepa’ydı. Fakat o kadar güzeldi ki, eski Mısır dilinde “güzel kadın geliyor” anlamına gelen “Nefertiti” olarak anılmaya başlandı. Güzel olduğu kadar zeki ve hırslı olan bu kraliçe; Mısır’ın ve dünyanın ilk “tek tanrılı” dinine inanan Firavun 4.Amenhotep’in eşidir.
Nefertiti; Mısır’ın sahip olduğu en güçlü kadınlardan biriydi. Çünkü Nefertiti kocası Akhenathon yani firavunla aynı düzeyde bulunuyordu, aynı haklara sahipti ve aynı saygınlığı paylaşıyordu. Karı-koca MÖ 1349-1336 yılları arasında tahtta kaldılar. Nefertiti’nin; eşi Firavun Akhenaton’un uygulaması gereken cezaları ya da yapması gereken işleri yapabilme yetkisi bile vardı. Ancak sadece bunlarla yetinmeyen bu güzel kraliçe, “Tanrılar kendilerine yetiştiğim için beni cezalandıracaklar mı” diyecek kadar da ileri gitmişti.Tabii ki doğal olarak bu durumdan halk ve din adamları hiç memnun değildi. Çünkü bu durum Mısır’da alışılan bir uygulama değildi. Nitekim Akhenaton saraya kasten yayılan salgın bir hastalık sayesinde öldürüldü. Nefertiti’de az bir süre daha tahtta kaldı ve O’da yaşama veda etti.
Nefertiti güzelliği ile döneminin sanatçılarına da ilham kaynağı oldu. Heykeltraş Tutmose’nin atölyesinde bulunan ve dünyanın en çok kopyalanmış sanat eseri olan ünlü Nefertiti’nin büstü, taşıdığı sanatsal ifade ile O’nun güzelliğini, gözlerindeki ışık ile hırsı çok başarılı bir şekilde yansıtmıştır.
Parlak günlerin üzerinden yüzyıllar geçmiş, büyük Mısır Uygarlığı zayıflamaya başlamış ve milat yıllarına doğru, artık Büyük Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti haline gelmiştir. Bu dönemde yine çok özel bir kadın çıkar tarih sahnesine. 7.Kleopatra.
MÖ 69-30 yılları arasında yaşayan Kleopatra, Antik Mısır’ın son Hellenistik kraliçesidir. Aslen kıt’a Yunanistanlıdır. Bazı kaynaklara göre dokuz, bazılarına göre ise on iki dil bilecek kadar zeki bir kadındır. Güzel sinema yıldızı Elizabeth Taylor’ın canlandırmaları sonucu Taylor’un güzelliği ile özdeşleşen Kleopatra, aslında hiç de güzel bir kadın değildi. Bir yüzünde Kleopatra, diğer yüzünde eşi Antonius’un portrelerinin bulunduğu MÖ 32 yılına ait olduğu tesbit edilen bir sikke, kraliçenin çıkık çeneli, kalın dudaklı, dar alınlı, iri ve uzun burunlu biri olduğunu ortaya koydu. Nitekim Romalı yazarlar, Kleopatra’nın zeki ve karizmatik olduğunu ve baştan çıkarıcı bir sesi bulunduğunu yazarlar. Ancak güzelliğinden hiç söz etmezler. Sadece ünlü Romalı tarihçi Plutarkhos, Kleopatra’dan “sesi, istediği her titreşimi çıkarıp, istediği her dili kullanabildiği çok telli bir müzik aleti gibiydi” diye söz eder.
Roma halkının pek sevmediği bu zeki kadın; iki Roma İmparatorunu kendisine aşık etmiş ve Antonius ile birlikte yüzyıllardır konuşulan bir aşka imza atmıştı.
Kleopatra; objektif olamayan Romalı ve Mısırlı tarihçiler ile biraz da Hollywood yüzünden şehvet düşkünü, entrikacı ve gözünü hırs bürümüş bir kadın olarak tanınır. Yine erkeklerin dünyasında egemen olmuş bir kadına haksızlık edilmiş ve bir erkek tarafından yapıldığında gayet normal olan hareketler bir kadın yaptığında yine yaftalanmıştır.
Son Mısır Kraliçesi ve son firavun olan Kleopatra’nın, saray entrikaları konusunda bir uzman olduğu kabul gören bir gerçektir. Böyle olması da çok doğaldır. Çünkü varlığını sürdürebilmek zorundadır. Unutulmaması gereken husus henüz 18 yaşındayken yıkılmaya yüz tutmuş bir krallığın yönetimini elinde tutmayı başarmış olmasıdır. Üstelik, bütün bölgenin tek hakimi olan Romalılar’ı da düşünürsek, Kleopatra hem ünlü Mısır firavunlarının son temsilcisi olmuş, hem de Yunan geleneğinden gelmiş olmasına rağmen gerçekçi ve ayakları yere basan bir politika izlemiştir.
Entrikalar çevirmek, siyasal rakiplerini zehirlemek, kendi yakın akrabalarını öldürmek, komplolar kurmak ve ihanet, aslında sadece Mısır kraliçelerinin politik öncelikleri değildi. Bu davranış biçimi, İlkçağ ve Ortaçağ’da hüküm sürmüş, çok geniş topraklarda hakimiyet kurmuş, büyük imparatorlukların varlıklarının devamı için “standart hareketler bütünü” olmuştur. Bunları söylemek bugünkü düşünce yapımız ile “vahşice bir söylem” olarak algılanabilir. Ancak, yaşadıkları dönemlerin özellikleri, sahip oldukları sosyal-siyasal yapı ile çevrelerini saran erkekler ve firavundan sonra en yetkili kesim olan rahipler göz önüne alındığında bu zeki ve güçlü üç Mısır Kraliçesine yüzyıllardır haksızlık yapılmış, tarih sahnesinden silinmeye çalışılmış ya da gerektiği kadar önem verilmemiştir.
Oysa ki tarih; gerçekten güçlü olanlar ve kazananlar tarafından yazılmıştır. Yani sadece erkekler tarafından değil, bu vasıfları taşıyan tüm kadınlar da tarihin akışını pekala değiştirebilmişlerdir. Yazımda anlatmaya çalıştığım Mısır’ın bu üç güçlü kadını tarihteki en başarılı kadın örneklerindendir.
Yelda YALAMAN
Sanat Tarihi Uzmanı
(*)Perihan SADIKOĞLU: Antik Mısır Sanatı, Boyut Matbaacılık, İst.2007, s:34.


