Boğaziçi’nde Hüzün… Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı-Yelda Yalaman

Sanat Tarihi Uzmanı Yelda Yalaman’ın ”Boğaziçi’nde Hüzün… Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı” yazısı.Yazısını okumanızı tavsiye eder,İyi okumalar dileriz…

İstanbul Boğazı’nın halen orjinalliğini koruyan nadir yalılarından biri olan Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı, boğazda yaşanan gemi kazasında büyük çapta zarar gördü.

07 Nisan Cumartesi günü  Rusya’dan Suudi Arabistan’a gitmek üzere İstanbul Boğazı’nda kuzey-güney yönünde ilerleyen Malta bayraklı “Vıtaspırıt” isimli gemi, Kanlıca önlerinde dümeninin kilitlenmesi sonucu Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı’na çarptı ve kazanın ardından yalı büyük çapta zarar gördü. Kazanın görüntülerini sosyal medya ve haber bültenlerinde hep birlikte izledik.

Bu kazada  ilginç olan bir husus vardı ki; o da gemi adeta hedefine kitlendi ve nokta atışı yapar gibi o kadar yapı arasında gitti Hekimbaşı Yalısı’na bindirdi. Daha da ilginç olanı 225 m. uzunluğundaki bu dökme yük gemisi, yalıdan çekilirken kitlenen dümen ne hikmetse çalışıverdi. Yedek dümen var mı tabi ki bu konu bilgim dışı. Ancak Yalı şu an korkunç durumda. İleriki zamanlarda illa ki restore edilecek. Ancak orjinalitesini koruması o kadar zor ki. Hatta imkansız.

Hali hazırda İstanbul Boğazı’nda 600 kadar yalı mevcut. Bu yalılardan 366 adedi tarihi nitelik taşımakta. Ayrıca bu 366 yalıdan belki de bir elin parmakları kadar olan 5 ya da 6 yalı hala aynı aileye ait. Hekimbaşı Ailesi de bu nadir ailelerdendir. Hekimbaşı Yalısı; içinde orjinal bir hamama sahip olması ile de ayrıca önemlidir. Aile; yalıyı ayakta tutabilmek için bahçesinde etkinlikler yapmaktaydı. Dizi çekimleri de yalının bakım ve onarım giderleri için iyi bir gelir kalemi idi.

Peki kimdir bu Hekimbaşı Salih Efendi?

Babası Karadenizli olan Mehmet Salih; 1816 yılında dünyaya gelir. Bu yıllar Osmanlı’nın Batı’ya açılmaya karar verdiği ve kurumsal manada yeni oluşumların meydana geldiği bir dönemdir.
Yapılan yeniliklerden biri de sağlık alanındadır ve 14 Mart 1827’de İstanbul’da Şehzadebaşı-Tulumbacıbaşı Konağı’nda Batı’lı anlamda ilk tıp okulu olan Tıphane ve Cerrahhane-i Amire açılır. Aslında askeri bir okuldur ve orduya hekim yetiştirmek için açılır. Ülkemizdeki Tıp Bayramı da bu açılış vesilesi ile 1919 yılından bu yana 14 Mart günleri kutlanmaktadır.

Ülkemizin bu ilk modern tıp okulu daha sonra 1839’da “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” adını alır ve Fransızca eğitime başlar. Açılışı Sultan II Mahmut tarafından yapılmıştır. Okulda ilk kez eğitime başlayan öğrenciler arasında Mehmet Salih de vardır. Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’nin ilk mezuniyet sınavı dört yıl sonra 1843 yılında, babası 2.Mahmut’un ölümü üzerine padişah olan Sultan Abdülmecit’in huzurunda yapılır. Mehmet Salih bu ilk mezunlar arasındadır ve okulu birincilik ile bitirmiştir.

Daha sonraları ünü tüm şehre yayılan Mehmet Salih; 1849’da hekimbaşı olur ve Padişah Abdülmecit ile Abdülaziz dönemlerinde saray doktorluğu yapar. Ayrıca görevleri arasında kentteki bütün tıbbi kuruluşları denetlemek de vardır. Botanik meraklısı olduğundan bir gül cinsine de Hekimbaşı Gülü adı verilmiştir.

Hekimbaşı Salih Efendi yalıyı 18. yüzyıl başında iki oda bir sofa şeklinde satın almış, daha sonra ilave inşaatlarla büyütmüştür. Kuzey kısmı selamlık, güney kısmı ise harem olarak inşa edilmiştir. Günümüze kalan kısım yalının Harem bölümüdür. Selamlık ve bahçe bölümleri zaman içinde hissedarlar tarafından parça parça satılmıştır.
İşte 7 Nisan 2018 günü meydana gelen kaza orijinal bir yalının kalan son kısımlarını da yok etti. ‘Yok etti’ diyorum. Çünkü bundan sonra her ne kadar başarılı bir restorasyon olsa da eski orjinalliği artık olmayacak.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereği geçiş hakkı bulunan ülkelere hala kılavuz kaptan ve kılavuz römorkör hizmetini zorunlu tutmayı başarabilmiş değiliz. Söz konusu antlaşma maddeleri günden güne delik deşik olmakta. Örneğin 1938 yılında yıllık gemi geçiş sayısı 4500 ile sınırlı iken bugün bu sayı 50.000’lere ulaşmış durumda. Ayrıca Boğaziçi’nde o ilk yıllara oranla teknolojik manada çok daha gelişkin ve büyük gemiler arz-ı endam etmekte. Ne yazık ki nükleer atık taşıyan gemiler ve petrol tankerlerinin yarattığı tehlike ise İstanbul için korkunç boyutlarda.
Kanal İstanbul Projesi’nin yapım nedenlerinden biri de aslında bu tehlikeleri az da olsa bertaraf edebilmek olabilir kanaatindeyim.

İstanbul Boğazı dünyadaki en önemli su geçiş yollarından biridir. Ancak biz İstanbullular için çok daha fazlasıdır. Bir şarkı, bir şiir, erguvanlar, aşk, hatıralar, geride kalanlar, bugüne taşınanlar, yaşananlar, yaşanamayanlar… Kısacası her şey. Ve her yitip giden değer ile eksilen aslında bizleriz…

Yelda YALAMAN
Sanat Tarihi Uzman

Not:Yazı Yelda Yalaman’ın blog sayfasından alınmıştır

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required