Edirne II. Beyazid Külliyesi

Edirne’de XV. yüzyılın sonlarına doğru II. Beyazid tarafından yaptırılan kulliyenin merkezini tabhaneli cami oluştururken ayrıca etrafında aşhane-imaret, mutafk, erzak ambarı, medrese  darüşşifa ve hamamdan meydana gelmektedir.

Tunca Nehri’nin hemen karşısına inşa edilen külliyenin güneyinde yaptırılmış olan hamama dair herhangi bir iz kalmamıştır. Külliyenin bir diğer yapı birimi ise bölgeyi şehre bağlayan köprüdür.

Caminin giriş kapısı üzerinde yer alan kitabeye göre eser 1488 yılında tamamlanmıştır. Cami dışındaki birimlerinden hamam dışında hepsinin bu tarihlerde bitirildiği düşünülmektedir. Bu tarihi ayrıca destekleyen üç vakfiye söz konusudur. Birincisi 1487 tarihli, ikincisi 1489-1490 tarihli, üçüncü ise 1799 tarihli kopyası olan vakfiyedir.

Beyazıd Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeyi ” “Zembilli Ali Efendi” tarafından hazırlandığı ve hattatı da “Şeyh Hamdullah” tır.

Giriş kapısının sağ ve sol duvarındaki nişler üzerinde beş satırlık iki kitabe daha vardır. Üslup bakımından Şeyh Hamdullah’ın tarzını hatırlatan bu yazıtlar ise ayet kitabeleridir.
Bayezid Camii ve Külliyesi, XVII. yy’da Evliya Çelebi tarafından ziyaret edilmiş ve Seyahatname’ de Darüşşifa hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Külliye 1827 Osmanlı-Rus savaşı sırasında iki Fransız Sayger ve Desamod tarafından incelenmiş, 1830’da yayınlamıştır. Gurlitt 1911’de basılan makalesinde Bayezid Külliyesi planını da vermiştir. Sedat Çetintaş tarafından 1935-1940 yılları arasında cami ve külliyenin plan ve rölövesi tekrar çizilmiştir.

Bayezid Camii ve Külliyesinin Tunca Nehri kıyısında bulunması, 19.yy içinde nehir taşkınlarından büyük ölçüde zarar görmesine sebep olmuştur. Balkan harbi sırasında da zarar gören yapı topluluğu, son yıllarda yapılan onarımlarla bugün ki görünümüne kavuşmuştur.

Geniş bir sahayı kaplayan Bayezid Külliyesinin bir duvarla ayrılan dış avlunun sağında darüşşifa ve medrese, solunda kervansaray, mutfaklar, aşhane-imaret yer almıştır. Dış avlunun Tunca tarafındaki ucunda cami bulunur. Avlu kapısının dışında duvara bitişik olarak dört cepheli bir çeşme vardır. Kitabesine göre bu çeşme Sinan Ağa tarafından 1669-1670 yıllarında yaptırmıştır.

II. Bayezid Camii

Camii, plan bakımından yeni bir plan türüne doğru gelişim göstermektedir. Daha öncesinde yan mekânlı, zaviyeli, tabhaneli camii plan türünün klasik örneklerine göre, artık II. Bayezid Camii’sin de tabhanelerin cami bünyesinden koparıldığı görülmektedir. Yan mekânlarda, gelişimini Orta Asya’dan beri izlediğimiz dört eyvanlı bir plan şemasının uygulandığı görülmektedir. Bu bölümdeki bütün birimlerin üzeri kubbe ile örtülmüş, orta bölümdeki kubbe ise hafif yüksek tutularak bir kubbe fenerine yer verilmiş ve bu durum kapalı avlu fikrinin uygulandığına işaret etmektedir.
İstanbul II. Bayezid Camii öncesi bu camide yan mekânlar, tâbhaneler cami bünyesinden soyutlanarak fonksiyonel olarak ta gelişiminin son halkalarını ifade etmektedir.

Camii harim, alanı kare planlı ve üzerinde pandantiflerle geçişli, çokgen kasnaklı, 20m çapında, 31m yüksekliğinde tek bir kubbe ile örtülüdür.
Caminin iki minaresinin camiden uzak tutularak tâbhane köşelerine yerleştirilmesi de dikkati çeken yeni bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Evliya Çelebinin ifadesine göre; depremde yıkılma olasılığına karşı harimin üzerindeki kubbeye zarar vermemesi içindir.
Camii harim alanının içinde mihrabın sol tarafında ilk defa bir Hünkâr Mahfili uygulamasının yer alması, yeni bir gelişim olarak karşımıza çıkmaktadır.
Camii, Selatin cami geleneğinde önemli bir adım olarak karşımıza çıkan Klasik mimariye doğru gelişim gösteren, avlulu camilerin ilk örneklerinden olması bakımından da önem arz eder. Açık avlu, üç yönden revaklıdır ve revak üzerleri kubbelerle örtülüdür. Avlu ortasında ise klasik örneklerinde olacağı gibi bir şadırvan yer almaktadır.
Caminin giriş kapısı ve minberi, dönemin muhteşem ahşap sanatını yansıtan örneklerindendir.
Malzeme olarak kullanılan bütün birimlerde düzgün kaliteli kesme taş malzeme ve mermer kullanılmıştır.
Avlu kemerlerinin iki renkli taş malzemeden oluşması, sütun ve mukarnaslı sütun başlıkları mermer malzemedendir. Son cemaat bölümü revaktan yüksek tutulmuş, girişteki kubbe yükseltilerek giriş vurgulanmıştır. Ayrıca bu bölümdeki orta kubbe mukarnas dolgulu, yanındaki iki kubbe ise içten spiral dilimli bir formda değişik bir düzende karşımıza çıkar.

Cami, içindeki kalem işi süslemeler, 19.yy onarımlarına ait olup cami estetiği ile uygun olmayan bir şekilde yapılmıştır.
Mihrap nişi mermer malzemeden mukarnas kavsaralı ve sade silmelerden oluşan, döneminin özelliklerini yansıtan ve klasik mimarinin en güzel örneklerinden biridir.
Minber ise mermer malzemeden yapılmış oranları ve nispetleri bakımından artık klasik çizgiyi yakalamış bir formdadır.
Caminin giriş taç kapısı nispetleri oranı ve işçiliği ile dönemin en güzel klasik örneklerindendir. Sarkıtlı mukarnas kavsaralı, sade ama klasik sadeliğiyle bütünleşmiş abidevi bir görünümdedir.
Minareler kesme taş malzemeden yapılmış, silindirik gövdeli şerefe altında sarkıtlı mukarnaslarla klasik özelliği yakalamış bir görünümdedir. Minare kaidesi çok yüzlü olarak gerçekleştirilmiştir. Yüzleri belirleyen gömme sütunceler, mukarnaslı sütun başlıkları ve bunların üzerinde Bursa kemeri şeklinde nişlerle çevrilidir. Yan mekânlara minare yanından sivri kemerli bir niş içinde basık yay kemerli eyvansı kapılardan girilir.

Medrese(Tıp Medresesi)

Medrese cami ve darüşşifa ile birlikte yapılmıştır. Darüşşifa ile bağlantılı olması bir tıp medresesi olduğunu düşündürmektedir.
Klasik bir Osmanlı medresesinin özelliklerini yansıtmaktadır. Dikdörtgen şeklinde revaklı bir avlu ve “U”planlı klasik bir düzenlemeye sahiptir.
Girişin karşısında kare planlı üzeri kubbeli dershane mescit kısmı bulunur. Revak gerilerinde ise toplam 18 hücre bulunmaktadır. Klasik nispetlerde ve oranlardadır. Avlu dört yönden revaklı bir düzenlemeye sahiptir. Medrese girişinin yanındaki birimlerin üzeri tonozla, diğer bütün birimlerin üzeri ise kubbe ile örtülüdür.

Öğrenci hücreleri kare planlı ve dışa pencerelerle açılmaktadır. Avlu ortasında yine klasik örneklerinde olduğu gibi bir havuz yer alır.
Medrese dıştan iki katlı bir düzenlemede karşımıza çıkar. Hücrelerin ocak bacaları ile klasik medrese formunun en güzel örneklerindendir.
Medrese revakının sütun başlıkları baklavalı ve mukarnaslı, kemerler ise iki renkli işçiliği ile klasik çizginin artık yakalandığını göstermektedir.
Medresede cami ve diğer birimlerle aynı işçiliğe ve malzemeye sahiptir.
Günümüzde Tıp Müzesi olarak kullanılmaktadır.

 

About

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required