Milattan Sonra Üçüncü Yüzyıl-Platinos-Harika Birgin

Harika Gökçe Birgin Sanatın Yolculuğu için ”Milattan Sonra Üçüncü Yüzyıl-Platinos” yazısını yazdı.Kendisine teşekkür eder,yazısını okumanızı tavsiye ederiz.

Sonra Üçüncü Yüzyıl- PlatinosYaklaşımı felsefi olarak yeni bir Platon akımıdır.Etkileyici bir bilgedir.Düşünceleri ile yaşamı, aradıkları ile buldukları bir bütündür.

Ona göre varlığı makul ve yüksek ‘’Bir’’ in karşısında herşey bir görüntüden ibarettir.’’Bir’’karşısında kendisi de dahil hiçbir şeyin ve kimsenin varlığı, önemli değildir.Bu duyguyu öylesine yaşamış ve kendi hiçliğini yüksek ve varlığı makul ‘’bir’’ in karşısında öylesine kabul etmiştir ki geçmişi,doğumyeri,doğum tarihi bilinmez.Bilinmesini kıymetli görmemiştir.

Kendisine seyahatler yaparak birçok öğretmen aramış,tek bir kişiyi ruhu kabul edebilmiştir.Ammonius Saccas isimli bu kişi hamallık yaparak geçinmekte ve alçakgönüllüdür.O da hiçliği seçmiş gibidir.Hakkında bir malumat bulmak zordur.
Milattan sonra üçüncü yüzyılda Platinos önemli bir filozoftur.’’Bir’’ in karşısında hiçliği benimsemiş sonraki dönemlerde bu akım neoplatonculuk şeklinde adlandırılmıştır.

Felsefeyi felsefe terimi ve terminolojisine hapsetmek bilgiyi sadece ayrıcalıklı ve izole bir gruba has kılmak anlamına gelebilir.Oysa bahsi geçen felsefecilerde çok sahici, insanca, samimi düşünen bir insan olarak, söylem ve sorular vardır.

Bu durum sadece felsefecilerin değil ,bazen evde oturan yaşlı bir adamın da ilgisini çekebilir.
Sokrates’in de Platon’un da Platinos’un da,Ammonius Saccas’ın da yaşamında samimiyet ve olduğu gibi olmak, erdemli olmak adına çok önemli ve örnek doneler bulmak mümkündür.
Sokrates’e dair…

Kendisine bilge olduğuna dair bir ifade yöneltildiğinde çok şaşırır,çünkü kendisi bilge olmadığını bilmektedir.
Meslek sahibi insanlara, esnaflara ziyarette bulunur.Ne kadar bilgili olduklarını tespit etmek üzere onlara sorular sorar.Ulaştığı sonuca çok şaşırır.İnsanlar bilgileri olmadıkları konularda bile biliyormuşçasına konuşmaktadır.Anlar ki kendisine bir bilge denebilir.Çünkü diğer insanlar bilmediklerini bilmiyorlardır.Oysa Sokrates bir şey bilmediğinin farkındadır.Belki bu yüzden bir bilgedir.

Sokrates’in ulaştığı bu sonuç bugünlerden irdelenirse, Sokrates için çok önemli olan bu bilgelik noktası,çağımızdaki bizler içinde ulaşılması gereken bir hedef olmalıdır.Yoksa çözemediğimiz problemlerimiz,kuru gürültülerimiz,yanılgılarımız hiç bitmeyecektir.Günümüzde her birimizde bir şekilde ego çok öndedir.İzlediğimiz reklamlarda biz tüketicilere sunulan bütün söylemler bunun ayrı bir ifadesidir.

Çağımızdaki bir düşünürün tespit ettiği şekliyle bir ürünün özelliklerinden çok,o kişiye vaddeettiği hayat tarzı ve kattığı değer ifade edilmektedir.

Sokrates’in aradığı bilgi hem insanı es geçmemeli, hem de doğayı anlamlandırmalı idi.Ve insan erdemli ve ahlaklı olmalı idi.

Belki insanda doğayı, doğada insanı ve varlığın cilvesini görmek, tanımlayabilmek amacındadır.
Platon’a dair…

İşte Platon Sokrates’in talebesidir.Kitaplarında onun bakış açısına yer vermiştir.Socrates’in mahkemedeki savunmasını da kaleme almıştır.

Platon Socrates’in ahlakı önemsemesine ve tüm fikirlerine değer vermiş kendi demokrasi anlayışını buna göre şekillendirmiştir.

Platon’da Sokrates gibi günümüzde yaşasalar aydın olarak nitelendirilecek insanlardır.Düşünceler teknoloji gibi değildir.Eskimez esaslar vardır.

Platon da kendinden sonraki çağları etkilemiştir.Ele aldığı meseleler akla uygun, insana dair ve insan haklarını temine dair önemli esaslardır.

Sokrates’ de Platon’ da fertlerin bir yığın haline gelmemeleri için ruhun yükselmesinden,erdemin insan ruhunda varolduğundan ve bilgiyle hatırlanabileceğinden ve öğrenilip öğretilebileceğinden bahsetmişlerdir.
Bu konu her toplum ve her zaman dilimi için çok canlı bir konudur.Felsefeye ve onları bilip tanıyan felsefecilere hapsedilmeyecek kadar çok da insanlara yakın meselelerdir.

Sevgi ve aşkı da irdelemiş,gerçek bir sevginin sevgi duyulana yakın olmaktan da öte bir şey olması gerektiğini savunmuştur.’’Platonik aşk’’ ifadesi buradan gelir.

Ki bu ifadesi İslam kaynaklarındaki mecazi aşk,ilahi aşk kavramlarını hatırlatır:
Bir insana duyulan aşk mecazi bir aşktır.Aşka benzer ama aşk değildir.

Aşk gökte galaksileri yörüngelerinde döndüren yerde elektronları çekirdeklerinde döndüren,kainata atomu atoma kainatı yerleştiren zata mahsustur denebilir..Diğer bütün aşklar sadece bir benzerliktir.Gerçek aşkı hatırlatıştır.
Dikkat çekici olan şu ki Socrates Platon Platinos zamanlarında yeryüzünde henüz derinlemesine ve herbiri yazıyla kitapla kayda geçmiş bir ‘’İslam kaynağı’’ yoktur.

Hz.Muhammed’in peygamberliği ile başlayan dönemler sonrası zamanın akışı, yazı ve ifade ve veri aktarımlarının işlevsel hale geldiği bir çağa doğru daha hızlı bir şekilde yol almaktadır.Buna daha asırlar vardır.

Sonuç olarak yeryüzünde daha aşk-ı mecazi , aşk-ı hakiki kitaplara geçmemişken,gökkubbe altında söylenecek çok söz,daha yaşanacak çok şey var iken, teleskoplardan uzay bir ekrandan izleniyor gibi izlenmemişken,Şems-i Tebrizi ‘’hiç’’likten bahsedip yol vermemişken, Socrates’in Platon’un Platinos’un varlığa dair fikir emekleri çok kıymetlidir.
Gelen yüzyıllarda Müslümanlar da onlardan kah etkilenecek, kah yanlış gördükleri meselelere şerhler düşecektir.
Hatta bir yüzyıl gelecek felsefe ve felsefi yaklaşımlar tek başına İmam Gazali’nin konusu olacaktır.

Neoplatonculuk akımının söylemi Socrates ve Platon’a oldukça benzer. Amminos Saccas Şems-i Tebrizi’yi hatırlatır.Amminos Saccas ve talebeleri biraz daha bireysel ve içseldir.

Aşkın bir varlık karşısında her varlığın hiç oluşu,başka bir varlığın varlığının var olsa dahi önemi olmadığını vurgulamışlardır.

Harika Birgin

Bir cevap yazın