TÜRK MÜZECİLİĞİNDE MODERN DÖNÜŞÜM-İbrahim Ethem Konuş

Sanat Tarihi mezunu İbrahim Ethem Konuş Sanatın Yolculuğu için ”TÜRK MÜZECİLİĞİNDE MODERN DÖNÜŞÜM” yazısını yazdı.Kendisine teşekkür eder,yazısını okumanızı tavsiye ederiz.

GİRİŞ

   Dünya tarihinde müzeciliğin ortaya çıkması arkeoloji biliminin doğuşu ile olmuştur. Arkeolojik kazılarda ele geçirilen buluntuların sergilenecekleri mekanlara olan ihtiyaç müze binalarının yapılmasına veya elde olan binaların müzeye dönüştürülmesine  neden olmuştur. Arkeolojinin bir bilim olarak doğuşu Rönesans’la birlikte olmuştur.  Arkeolojiyi bu duruma getiren iki önemli isim vardır. Bunlar; Fransız Caylus ve Alman Winckelmann’dır.  Büyük çaplı ilk arkeolojik  kazılar 18. yüzyılda 1779 yıӀında patlayan Vezüv Yanardağı’nın püskürttüğü lavların ve küllerin altında kalan Pompei ve Herkulaneum kentlerinde yapılmıştır. Aynı yüzyılda İngiliz arkeolog  John Frere, taştan yapılmış aletlerin ve soyu tükenmiş bazı hayvanların kemiklerini bir arada buldu.1 Bu keşiflere nispeten arkeolojinin önem kazanması Napolyon Bonapart’ın 1798-1801 yılları arasında yapmış olduğu Mısır seferidir. Fransız ordusunda görevli  bir inşaat mühendisi olan  Pierre-François Bouchard 15 Temmuz 1799’da inşaat çalışmalarında  Rosetta (Reşit) Şehri’nin Mısır limanı yakınındaki Fort Julien’de, bulunduğu şehrin ismi verilen Rosetta Taşını buldu. Tesadüfen bulunan bu taş hem arkeolojinin hem de Antik Mısır tarihinin önem kazanmasına yol açmıştır. Üç dilde (Demotik, hiyeroglif, Antik Yunanca) yazılmış olan bu taş sayesinde yüzyıllarca çözülemeyen hiyeroglifler çözülmüş ve Mısır tarihi aydınlatılmaya başlanmıştır.1 Champolion 1822 yılında Mısır hiyeroglif yazısını, 1846’da Rawlinson, Mezopotamya çivi yazısını çözdü.2 Arkeoloji bilimin bu sayede ilgi odağı olması ve Mısır toprakları ile Ortadoğu coğrafyası arkeolojik kazı alanlarına dönüşmüştür.  Sömürgecilik politikaları ile sürekli gelişim içerinde olan Avrupa ülkeleri  bu insanlık suçlarına bir yenisini daha ekleyerek sömürge ülkelerinin kültürel miraslarını yağmalamaya başlamışlardır.  Kendi iç sorunları ve ekonomik verimsizlikleri nedeni ile her alanda ve arkeolojide de geride kalan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri, Avrupa’nın bu talanına göz yummuşlardır.

Mısır, Filistin, Lübnan, Ürdün, Suriye, Irak ve Anadolu topraklarından çıkarılan paha biçilemez eserleri ile dünyanın en büyük yağmacılık müzelerini kurmuşlardır.Günümüzde Dünyanın en saygın ve en değerli koleksiyonlarına sahip olan British Museum, Pergamon Museum, Louvre Museum, Metropolitan Museum bunlara örnektir.3 Müzecilik tarihinin bu utanılası şekilde başlaması arkeoloji bilimine ve insanlığa saygısızlıktır. Türk Tarihinde resmi müzecilik ise Osmanlı İmparatorluğu döneminde Osman Hamdi Bey tarafından İstanbul’da Müze-i Hümayun’nun kurulması ile başlamıştır. İlk faaliyet olarak Topkapı Sarayı bünyesinde oluşturulan padişahlara hediye edilen özel eşyalar, ganimet malları ve silahlardan meydana gelen bir koleksiyondur. Bu koleksiyon halka açık olmayıp özel izinlerle gezilebilen bir mekandır.  Padişah Abdülmecit’in 1845 yılında Yalova’ya gerçekleştirdiği gezi sırasında gördüğü Doğu Roma yazıtlarını İstanbul’a naklettirmesi üzerine eserler 1846 yılında Osmanlı Devlet adamı Ahmet Fethi Paşa tarafından o güne kadar silah deposu (Harbiye Ambarı) olarak kullanılan Aya İrini’de toplatılmaya başlandı. Müze, Mecma-i Eslihai Atika ve Mecma-i Asar-ı Atika olmak üzere iki bölüm halinde düzenlenmiş, kuruluşu daha eski dönemlere dayanan Mecma-i Eslihai Atika bölümü Harbiye Askeri Müzesi’nin temelini oluşturmuştur. Mecma-ı Asar-ı Atika koleksiyonu Sadrazam Ali Paşa döneminde düzenlenmiş ve 1869 yılında dönemin Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından Müze-i Hûmayun (İmparatorluk Müzesi) adıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk müzesi kurulmuştur.  Aynı yıl, ilk müze müdürü olarak Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden Edward Goold görevlendirilmiştir. Ayrıca vilayetlere bir genelge gönderilerek çevrelerindeki bütün tarihi eserlerin tahrip edilmeden müzeye iletmeleri istenmiştir. Bunlara ek olarak aynı yıl içerisinde ilk Asarı Atika Nizamnamesi yürürlüğe girmiştir. Müzede toplanan eserlerin sayısının gittikçe artması sonucu yeni bir bina arayışına başlanmış ve müzenin Çinili Köşk’e taşınmasına karar verilmiştir. Çinili Köşk’e taşınan Müze 1880 yılında faaliyete geçmiştir. Müzenin Çinili Köşk’e taşınmasından sonra Müze Müdürlüğü Avusturya Lisesi Müdürü Alman Dr. Anton Dethier‘e verilmiştir. Anton Dethier’in ölümü üzerine ülkemizin arkeoloji, resim ve müzecilik tarihine adını yazdırmış olan Osman Hamdi Bey atanmıştır. Osman Hamdi Bey’in ilk işlerinden birisi başından beri karşı olduğu, yabancıların Osmanlı topraklarında yapmış olduğu arkeolojik kazılarda çıkarılan eserlerin yurtdışına çıkarılmasını yasaklamayı planladığı tüzük hazırlığı olmuştur. Yürürlükte bulunan ‘’1874 Asar-ı Atika Nizamnamesini’’ 1884 yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurtdışına çıkarılmasını yasaklayan maddeler koydurmuş, 1973 yılına kadar yürürlükte olan Eski Eserler Tüzüğü’nü hazırlamıştır. Böylece Avrupa ülkelerine Osmanlı topraklarından eser akışını engellemiştir.  Osman Hamdi Bey’in diğer en önemli icraatı ise yeni bir müze binası inşasıdır. Fransız Mimar Valaury tarafından planları çizilen yeni müze binası 1891 tarihinde açılmıştır. Müze-i Hümayun olarak isimlendirilen müze Cumhuriyet döneminde İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak değiştirilmiştir.

Müzede bulunan eserlerin kayıt, katalog ve sergileme işlemlerinin yapılması, topraklarımızda arkeolojik kazı çalışmalarının yabancılar tarafından değil Türkler tarafından yapılması gerektiğini gündeme getirmesi,  müzecilik alanlarında bilimsel yayınların hazırlanması, 1902’de Konya’da 1904’de Bursa’da müze kurulması Osman Hamdi Bey’in gayretleri doğrultusunda hayata geçirilmiş çalışmalardır. Bu çalışmalar ülkemiz müzeciliğinin ilk somut oluşumları ve gelişimi için önemlidir.4 1914 yılında İmparatorluğun evkaf kurumlarındaki eserleri seçilerek, bugünkü Türk ve îslam Eserleri Müzesi’nin temelini oluşturan Evkaf-ı İslamiye Müzesi, Süleymaniye Camii’nin imaretinde açılmıştır. 1920 yılında Meclis Hükümeti, Türk Asar-ı Atika Müdürlüğünün kurulmasına karar vermiştir. Cumhuriyet döneminde müzecilik çalışmaları yeniden ivme kazanmıştır. Cumhuriyet döneminde yapılan ilk müze binası 1930 yılında ziyarete açılan Ankara Etnografya Müzesi’dir. Bu dönemde Anadolu’nun birçok şehrinde müzeler açılmaya başlanmıştır. Çağdaş sergileme tekniklerinin kullanıldığı ilk müze, “Şark Eserleri Müzesi”, Türkiye’de kurulan ilk özel müze ise, 1981 yılında ziyarete açılan Sadberk Hanım Müzesi’dir. Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 189 müze bulunmakta, bu müzelerde 3.106.066 adet eser yer almaktadır. Bakanlığın denetimindeki özel müze sayısı ise 155 adet olup, bu müzelerde 285.627 adet eser ziyaretçilerin beğenisine sunulmaktadır. Ülkemizde Kültür ve Turizm Bakanlığının idaresi dışında kalan müzeler, geniş bir idari çeşitlilik altında karşımıza çıkmaktadır. TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı, yerel yönetimler, eğitim kurumları ve özel kurum ve kuruluşlar bu kapsamda müzecilik faaliyetleri yürütmektedir.5

MÜZELERİMİZİN GELİŞTİRİLMESİ VE MODERN DÖNÜŞÜMÜ

  • Müzecilikte Sergileme / Teşhir
  • Müzecilikte Dekor
  • Müzecilikte Tanıtım ve Reklam
  • Müzecilikte Konum
  • Müzecilikte Yönetim
  • Müzecilikte Bilimsel Araştırma ve Çalışmalar
  • Müzecilikte Mimari / İç Tasarım
  • Müzecilikte Çeşitlilik

1-Müzecilikte Sergileme / Teşhir

   Sergileme bir müzenin en önemli noktasıdır. Bir giyim mağazası nasıl müşterilerinin ilgisini çekmek için vitrin düzenlemesi ve tasarımı yapıyorsa, bir müzede sergilemede  ziyaretçilerinin ilgisini ve beğenisini kazanmalıdır. Müzeler ticarethane değildir, ama bir müzenin sıradanlığa ve unutulmuşluğa terk edilmemesi için sürekli yenilik önemlidir. Sergileme alanlarının modern ve çağdaş görünümleri önemlidir. Basit ve klasik sergileme müzeleri  sıkıcı ve verimsiz ortamlara dönüştürür. Sergilemeyi  en etkileyici hale getirmek, ziyaretçiyi eserlere odaklamak ve belirli düzeyde bilgilendirmek müzelerin asıl amacını ortaya çıkaracak, ve unutulmuşluk kabuğundan kurtaracaktır. Klasik müzecilik sunumunda sıkça karşımıza çıkan vitrin içi, stant üzeri sergileme ya da duvar panolarıyla sergilemenin yanı sıra, anlatımı kuvvetlendirmek için dekor, kostüm, fotoğraf, maket, manken, mumya, kulaklık veya telefon düzeneğiyle sesli, yönlendiriciler kullanılmak suretiyle, sunum zenginleştirilerek ziyaretçinin ilgisi canlı tutulmalıdır. Çağdaş müzecilik yaklaşımında, müze ve izleyici arasında iletişimin kurulması önemlidir. Rehberler eşliğinde ziyaretler yapılırken, dia-film gösterileri izlenerek, seminerler düzenlenerek, atölye eğitim uygulamaları gerçekleştirilerek, gezi eğlenceli ve eğitici bir hal almaktadır. Bilgisayar destekli sergi, dokunmatik ve interaktif sistem, simülatör gibi teknolojinin getirdiği imkanlar kullanılarak etkili bir sunum gerçekleştirilmelidir. Ziyaretçi sergileme alanlarından bakıp geçecek sürede değil, ziyaretçiyi sergi alanının önünde belirli bir sürede tutacak bir teşhir , tasarım ve teknoloji kullanımı dizayn edilmelidir. Bu sayede müzelerin eğitici ve öğretici yanı söz konusu olabilir. Günümüzde müze ziyaretçilerinin müzeyi gezdikten sonra söyledikleri  ‘’çanak-çömlek gezdik, kırık kap-kacak vardı, çok sıkıcıydı.’’ gibi cümleleri sıkça duyuyoruzdur. Bu yorumlar müzelerimizin eğitici ve öğretici kimliğinin alt seviyede olduğunun ispatıdır. Elbette ki her ziyaretçi aynı seviyede bilgilendirilemez, ama önemli olan gelen ziyaretçinin müzede sergilenen eserleri iyi görebilmesi, anlayabilmesi ve yorumlayabilmesidir. Bunu da sergilemede kullanılacak yeni ve çağdaş metodlarla yapabiliriz. Sergilemede müzelerin doğal ışık almaması ve eserlerin sadece yapay ışıkla aydınlatılması sağlanmalıdır. Yapay ışık eserin tamamına hakim olmalı ve eseri en iyi şekilde göstermelidir. Işık önemli bir faktördür, ışık çok iyi kullanılırsa müzelerin ziyaretçiler tarafından hızlıca bakılıp geçilen seramik vitrinleri bile en etkileyici sergileme alanlarına dönüşebilir. Işık kullanımında beyaz ışık yerine sarı ışık kullanılmalıdır. Sarı ışık müzelerin mistik ve otantik havasına uyum sağlayıp, insan gözünün aşina olduğu güneşle bağlantılıdır. Fizyolojik olarak gözü yormaz ve kamaştırmaz. Maden eserlerin sergilendiği vitrinlerde beyaz ışık kullanılabilir. İzleyiciyi bu sayede esere yoğunlaştırır. Müzede duvarlar ve teşhir  siyah olmalıdır. İnsan  gözü eserlerle başka bir seçicilikte kalmamalıdır. Duvar ayrı renk, sergileme vitrini ayrı renk, eserler ayrı renk olmamalıdır. Siyah renk insanı müzenin mistik atmosferinde rahatlamasını ve eserlere ilgisini arttırmayı sağlayacaktır. Bunlar renklerin insanlar üzerindeki etkileri araştırılarak ortaya çıkarılmış olan sonuçlardır. Sadece altın eserlerin teşhirinde fon yeşil kadife olmalıdır. Altın eserlerin bu sayede göz alıcılığı arttırılmış olacaktır. Sergileme vitrinleri insanların elleriyle vitrin camına dokunmalarını engelleyecek şekilde olmalıdır. Vitrinlerde el izi veya nefes buğusu bu sayede önlenmelidir. Vitrinlerde yoğun olarak eser teşhir edilmemelidir. Vitrinler direk duvara monte edilmemeli kaidesiz vitrin modelleri uygulanmamalıdır. Vitrinler daima zemine oturmalıdır. Sergilenen  eserlerde malzeme ve dönem farklılığı olmamalıdır. Bir vitrinde aynı döneme ait olan seramik ve maden eserler bir arada sergilenmemelidir.  Sergilemede  ölçek  göz önünde bulundurulmalı, vitrinde büyük ölçekli eserlerle küçük ölçekli eserler birlikte sergilenmemelidir. Vitrinler çok katlı tercih edilmemeli, ziyaretçi fiziksel olarak zor durumda bırakılmamalıdır. Bilgilendirme yazıları eserlerin yanında olmamalı, vitrin yanlarında veya eserlerin arkasında duvarda olmalıdır. Bu sayede ziyaretçilerin bilgileri okuduktan sonra, eserle bağdaştırmaları sağlanmalı, hatta eserlerde olmayan bir özelliğin yazılıp ziyaretçiyi şaşırtarak  ziyaretçi ile eserler  arasında dikkat dengesi fazlalaştırılabilir. Bilgi yazıları uzun olmamalıdır ve maddeler halinde yazılmalıdır. Bilgi yazıları her seviyeden  ziyaretçinin anlayabileceği düzeyde olmalıdır. Görsel açıdan dekorlar etkileyici bir etki bırakabilir. Seramik eserlerin sergilendiği vitrinlerin zeminleri toprakla doldurulup eserler toprak zemin üzerine konulabilir. Eserlerin bulunduğu vitrin arkasına ekran konularak bulundukları  yerin görsel bir anlatımı sunulabilir. Yazı ile anlatım yerine görsel olarak bir sunum yapılabilir. Eserlerde tamamlama ve göze hitap etmeyecek  restorasyon yapılmamalıdır. Bunu en çok seramik eserlerde görmekteyiz. Ziyaretçi tamamlanan eserlerin parçalarında eski ve yeni ayrımını anlayamamaktadır. Bir eserden en fazla üç adet konulmalı yoğun olarak aynı formda ve şekilde eser konulmamalıdır.  El yazması kitap veya Kuran’ı Kerim  teşhiri düz  ve etrafını dolaşabileceğimiz şekilde olmalıdır. Kitapların teşhirde tek bir sayfasını görebildiğimiz bu eserlerde bütün sayfalarını yanlarında kurulacak elektronik  ekranlardan görebilmemizi sağlayacak sistemler kurulmalıdır. Sikke teşhirinde, sikkelerin her iki tarafını görmemiz sağlanmalıdır. Heykel, büst, lahit ve her yönü bezemeli veya yazıtlı olan eserler üç boyutlu sergilenmelidir.  Beyaz mermer eserlerin kaideleri siyah olmalı, zıttı olarak siyah eserlerin ise kaidesi beyaz olmalıdır. Heykellerin teşhirinde anıtsallık ve görkemli bir görünüm sağlanmalıdır. Ziyaretçiye psikolojik bir etki  oluşturulmalıdır. Mozaik Teşhirinde mozaiklerin duvara değil zemine yerleştirilmesi tercih edilmelidir. Mozaik müzelerimizin yakın dönemde inşa edilen örnekleri takdire şayandır. Müzelerde klima, kalorifer petekleri, kablo tesisatları, su borusu  gibi cihaz ve döşeme sistemlerinin görünmesi sıfıra indirilmelidir.

2-Müzecilikte Dekor

   Bu alanda müzelerimizin  sergilemede dekor ve sunum alanlarında ziyaretçilerde hayranlık ve etkileyici bir anlatım sağlanması amaçlanmalıdır. Bir seramik fırını dekoru ve seramik yapımı canlandırılması ziyaretçilere görsel bir eğitim ve kalıcı bir bilgi kazandıracaktır. Müzelerimizde yer alan fosil salonları ve vitrinlerinde basit ve yalın bir sunum yerine doğa dekoru ve canlıların modelleri ile yapılacak bir sergileme daha etkili olacaktır. Etnografya müzelerimizde kent kültürünün canlandırılmalarında kullanılacak dekorların gerçekçiliği ve sunumu ziyaretçilere o anın hissini ve tadını yaşatmalıdır. Dekor amaçlı yapılan ocakta yanan bir ateş dekorunun  yanıyor hissini  teknolojik imkanlar kullanılarak vermek müzenin prestijini arttıracaktır. Bir ziyaretçinin ocakta yanan ateş dekoruna ‘’kağıttan yapmışlar’’ demesi  müzenin saygınlığına ve itibarına zarar verir.

Müzelerin dekorlu, mankenli ve  materyalli anlatımlı alanlarında ziyaretçilerin bu alana girip fotoğraf çekmeleri, ziyaretçiye de bu dekorda  yer verilmesi sağlanmalıdır. Bu fotoğraf çekimi hem müzenin kişiler tarafından tanıtımı olacaktır hem de müzeye gezmeye gelen ziyaretçilerin tarihle bütünleşmeleri sağlanacaktır.

3-Müzecilikte Tanıtım ve Reklam

   Günümüz modern dünyasında bir ürünün hızlı ve yoğun kitlelere ulaşmasını sağlamanın en mükemmel yolu reklamdır. Reklamcılık sayesinde bir ürün popüler yapılabilir ve ürünün satışı arttırılabilir. Bu etkin ve pratik sistem sayesinde müzelerimizin reklamını  hazırlayabilir, ülkemizde ve dünyada tanıtımını yapabiliriz. Küreselleşen dünyamızda  insanların elektronik aletlerle vakitlerini geçirmeleri  sıradanlaşmış ve kültürel olarak yozlaşmaya başlamalarına neden olmaktadır. Bu yozlaşma insanların para kazanma ve hayatlarını kısıtlı imkanlar ile idame ettirmeleri  ile  örülmüş ve insanlara psikolojik sınırlar oluşturmuştur. Bu sınırların aşılması ekonomik ve sosyal kalkınma ile mümkündür. Müzeler insanların öncelikleri listesinde en başta yer almamaktadır. Bu yüzden müzelerimizin canlanması ve popüler hale gelmesi tanıtım ve reklam ile olacaktır.  Bir diğer konu ise müze girişlerinin ücretsiz hale gelmesidir. Ülkemiz insanlarının kendi kültürel miraslarını para vererek gezmeleri anlamsızdır. Müzelere girişten ücret alınmasının nedenleri ne olursa olsun halkın kendi tarihini ücret vererek öğrenmesi,  okula  girişte öğrencilerden ücret alınması kadar mantık dışıdır.  Tanıtım için afiş veya katalog hazırlama artık klasik bir yöntemden ibarettir. Modern müzecilikte reklamcılık ve  kitlelere ulaşma için yapılacak stant tanıtımı hayata geçirilmelidir. Reklam sayesinde toplumun her kesimine ulaşılacak ve müze bilincinin ilk aşaması olan müzenin varlığı kişilerin bilinç altına yerleşecektir. Ülkemiz kentlerinde yaşayan insanların çoğunluğu  yaşadıkları kentlerde bir müzenin varlığından habersizler. Bu üzücü sonuç reklam  projelerinin müzelerde uygulanması için en önemli tespittir. Reklam tanıtımına ilaveten  müzeye ait mekanların gerekli güvenlik tedbirler alınmak suretiyle çeşitli organizasyonlara açılması insanların müzeyle yakınlaşmasını ve iletişim kurmasını sağlar. Müzelerde düzenlenen sergiler, film çekimleri, sanat temsilleri vb. etkinlikler, müzeye duyulan ilgiyi artırır. Müzelerin bu sayede sosyal medyada haberlerde yer alması müzenin adını duyuracaktır. Son yıllarda konusunu tarihten alan dizi ve filmler, müze niteliğindeki saray, han, hamam vb. kültürel yapılara olan merakı artırmaktadır. Müzenin kar amacı gütmeyen bir kurum olduğu gerçeği unutulmadan, gerekli tedbirler alınarak bahsi geçen etkinlikler için izin verilmesi, korumacılık anlayışına zarar vermeyeceği gibi müzelerin toplum tarafından benimsenmesine de yardımcı olacaktır.

4-Müzecilikte Konum

   Kentlerimizde yer alan müzelerimiz,  insanların kolay ulaşabilecekleri,  yol tarifinin kolay yapılabileceği ve insanların yoğun olarak bulundukları kent merkezlerinde bulunmalı ve inşa edilmelidirler. Bu sayede müzenin insanlar tarafından görülmesi ve varlığının bilinmesi sağlanmış olacaktır. Yürüme ile uzun  mesafe  gerektirmeyecek  bir yerde olması, zaman tasarrufu ve fiziksel açıdan yorgunluğun olmadığı bir müze gezisi imkanı sağlayacaktır. Müze gezmek isteyen bir kişinin uzun mesafe ve tarifi zor adres ile fikrinden vazgeçmesi konumun önemini düşündürmektedir. Kentlerin dışında veya ulaşımı zor yerlerde müzelerin inşası olumsuz etkiler oluşturacaktır.

Güvenlik, müze gezileri, idari işler ve teknik sorunlar merkezi alanlarda kurulacak müzelerin temel sorunları arasında sayılabilir. Müze binalarının okullar bölgesi, merkezi alanlar ve tarihi dokunun yoğun olduğu yerlere inşasının yapılması uygun olacaktır. Ülkemizi ziyaret eden turistlerin ve ülkemiz insanının en rahat şekilde ulaşımını sağlayacak yerler müzelerinin konumları açısından mühimdir.

5-Müzecilikte Yönetim

   Müze yönetimi  müzeyi hayatta tutan en etkili birimdir. Müzenin önemini kazanıp kaybetmesi yönetimin misyon ve vizyonuna bağlıdır. Bu yüzden müze yönetiminin beceriksiz ve donanımsız kişilere emanet edilmesi  müzenin sonunu hazırlamaktan başka bir sonuç kazandırmaz. Müzelere müdür olarak atanacak kişilerin başarıları, bilimsel araştırmaları ve müzecilik alanlarında yapmış oldukları projelere bakılmalıdır. Puanının yüksekliğine ya da kaç yıllık memur olduğuna bakılması anlamsız olduğu kadarda saçmalıktır. Müzeler kentlerin ve ülkemizin  tarihsel kimliğinin ve geçmişimizin tanıklığına en somut mekanlardır. Bu yüzden müzelerin kimlere emanet edildiği önem arz etmektedir.  Mevzuat alanlarında uzmanlaşmak müze yönetiminde başarılı olmak demek değildir. Müzecilik yönetiminin arkeoloji ve sanat tarihi alanlarında uzmanlaşmış ve bu alanlarda kendisini geliştirmiş kişilerin yönetimi oluşturması müzenin gelişimi ve dünya standartları seviyesine ulaşmasında en önemli etkendir. Bir kişi gelir ve her şey değişir, ya da yok olur.

6-Müzecilikte Bilimsel Araştırma ve Çalışmalar

Müzelerin kendi bünyelerinde barındırdıkları eserlerle ilgili bilimsel araştırma çalışmalarına, bilimsel yazılara ve araştırma sonuçlarını kamuoyuyla paylaşılmasına dönük fiili girişimler olmalıdır. Müze çalışanlarının müzelerinin depo envanterin de olan, ziyaretçilerin göremediği eserler üzerinde çalışmaları, sonuç olarak bu çalışmaları panel ve konferans türü etkinliklerle tanıtılması müzelerin tanınırlığını ve bilimsel olgunluğunu artıracaktır. Müzelerin bu tür çalışmalara yoğunluk vermesi, yapılan araştırmaların bilimsel yayınlarda yayınlanması müzenin tanıtımı ve konu olan eserin başka araştırmacılar tarafından ilgisini çekecektir. Bir eserin ünlü olmasını sağlamak hem ziyaretçinin eseri görmeye gelmesine hem de eseri dünyaya tanıtımını yaparak başka araştırmacılara araştırmalarında yardımcı olabilecek bilgi sunacaktır. Bu tür araştırmalar üniversitelerde sanat tarihi ve arkeoloji bölümü öğrencilerine de  yaptırılmalı, bu sayede bilimsel araştırma yeteneklerinin ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Müze depoları öğrencilere  açılmalı  ve  müzenin  araştırma  yapılacak  tüm  imkanı  sunması gereklidir. Müzelerin bu konuda laboratuvar ve teknolojik donanımının üst seviye olmalıdır.  Müzelere bakanlık tarafından gönderilen ödenekler müzelerin gereksinimleri yerine müzenin giderlerine harcanmaktadır. Müzelerin elektrik, su, kırtasiye, yemek, güvenlik, temizlik ve diğer ihtiyaçları bakanlığa ait olmalı, gönderilen ödenek müzenin geliştirilmesine ve modern hale dönüştürülmesi çalışmalarına harcanmalıdır. Müze çalışanlarının düzenli olarak her yıl en az bir bilimsel araştırma hazırlaması ve bunun bakanlığın çıkaracağı bir yayında yayınlanması sağlanmalıdır. Böylece müze çalışanlarının idari mevzuat  hazırlamaktan  verimsizleşmeye  başlayan  beyinleri  sağlıklı işlevine geri dönecektir.

7-Müzecilikte Mimari / İç Tasarım

    Müze binalarının bulundukları kentin tarihi dokusuna uygun inşa  edilmesi  müzenin kentle uyumlu hale gelmesini sağlayacaktır. Tescilli tarihi yapıların müzeye dönüştürülmesi, müzenin gelişmesine ve potansiyelini yükseltmesine  engeldir. Tarihi binalar müzenin işlevsel özelliklerine ve ihtiyacına göre şekillendirilemezler. Yeni bir salon yapmak, yani bir sergi dizayn etmek ya da ihtiyaç gerektiren bir oda açmak gibi imkanları kısıtlıdır. Tescilli yapıların müze binası olması teknoloji kullanımını da belirli seviyede engelleyecektir. Kablo döşemesi tarihi binaya zarar vereceği için bazı çalışmalar yapılamayabilir. Bu yüzden günümüz müzeciliğinin modern ve tasarım harikası binalar olması gereklidir. Yakın dönem içerisinde yapılmış olan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, Hatay Arkeoloji Müzesi, Gaziantep Zeugma Müzesi (Yapıldığı yer konum açısından iyi değildir) gibi müzelerimiz modern ve teknolojik açıdan standartları yüksek binalar olarak hizmet vermektedirler. Ayrıca Ankara Anadolu Medeniyetleri müzesinin yenilenen iç mekan tasarımı dünyanın en saygın müzeleriyle kıyaslanabilir duruma getirmiştir. Müzeler,  Tasarım açısından arkeolojinin bilimselliğini ve kentin tarihini yansıtmalıdır. Gelen ziyaretçiye müzenin hangi kente ait olduğunu hissettirecek bir dış tasarım olmalıdır. Bir müzenin bahçesi fazlasıyla geniş ve düz planlanmalıdır. Bahçe bünyesinde  kurulacak eğitici mekanlar ve tarihi alanlar ziyaretçiye keyifli bir müze gezisi sağlayacaktır. Müze bahçelerinde oluşturulacak kazı alanları, arkeoparklar,  yapay tümülüs veya höyükler, dinazor maketleri, kentin tarihi minyatürleri, konser ve gösteri alanları gibi projeler müzelerin albenisini ve eğiticiliğini artıracaktır. Müze bahçeleri  büyüyebilen ağaçlarla kapatılamamalı kısa bodur bitkiler tercih edilmelidir. Alan tamamı ile otsu olmalıdır. Gözün görebildiği mesafe kısa olmamalı aksine geniş ve uzun mesafeli görünüm  imkanı olmalıdır. Müze kapısı anıtsal ve görkemli tasarlanmalı, içeri girildiğinde mekanın ferahlığı ve rahatlığı yansıtılmalıdır. Mutlaka kapının girişinde danışma bulunmalıdır. Müzenin bu bölümü yüksek tavanlı olup, müzenin en dikkat çekici eseri bu mekanın olduğu merkeze yerleştirilmelidir. Bu sayede ziyaretçiyi ilk dakikada etkileme ve müzenin devamı için meraklandırılmalıdır. Müze içerisi dar ve sıkıcı bir ortam olarak planlanmamalı, mekan geniş ve tavan yüksekliği  fazla olmalıdır. Müze zeminine döşenecek malzemenin yürürken ses çıkarmayan özelliğinin olmasına dikkat edilmelidir.  Müze binasının iç yapılanma dekorasyonu müzenin içerisinde barındıracağı koleksiyona uygun olarak tasarlanması en önemli noktasıdır. Eserlerin yerleştirilme ve sergileme dizaynı bina ile birlikte planlanmalıdır. Aydınlatma eserlere yakın mesafeden değil, yüksek mesafeden olmalıdır. Bu sayede eserin ihtişamı arttırılmış olacaktır. İç tasarım kronolojik sıralamaya uygun hareket etmeyi sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Ziyaretçi kronolojiyi  tasarım sayesinde yönlendirilmesi gerekmeden takip edecektir.  Kronoloji  medeniyetler salonları olarak yapılmalı ve her salonun giriş kapısı medeniyetin mimari formlarına uygun olarak tasarlanmalıdır. Ziyaretçiye zamanda yolculuk duygusu yaşatılmalıdır. Müzelerin sergi alanlarında dinlenme yerleri bulundurulmalıdır. Sergi salonlarında medeniyetlere özgü müzikler çalınabilir, böylece hem görsel hem işitsel açıdan ziyaretçi eserlerle bütünleştirilebilir. Müzelerde yer alan güvenlik kamerası mümkün olduğunca gözle görülmeyecek şekilde yerleştirilmelidir. Ziyaretçiye izleniyor hissi verilmemelidir. Müzelerin tasarımı insan psikolojisi düşünülerek planlanmalıdır. Her şey ziyaretçinin rahatlığına ve etkilenmesine,  dışarı çıktığı sürede haftalarca gezdiği müzeyi unutmamalıdır. Müze tuvaletleri antik dönem tuvaletlerinin de gösterildiği yerler olarak tasarlanabilir. Müzenin her alanıyla eğiticiliği arttırılmalıdır. Müzelerin yönetici ve idari birimleri sergi salonlarından bağımsız, ziyaretçinin göremeyeceği şekilde olmalıdır.  Müzelerde mutlaka  konferans  salonu  ve resim ile elişi eserlerin sergileneceği bir sergi salonu bulunmalıdır.

Müze gezisinin sonuna gelindiğinde müzenin kendine ait hediyelik eşya  mağazasının  bulunması  müzenin  ziyaretçi  tarafından  anılaştırılmasına  ve ziyaretçinin kendi çevresine tanıtımına yardımcı olacaktır.

8-Müzecilikte Çeşitlilik

a-Çocuk Müzeleri

  Geleceğimizin mimarları çocuklarımızın müzecilik alanlarında yeni fikirler ve yeni projeler geliştirebilmelerine imkan sağlayacağımız müze projesidir. Çocuk müzeleri sayesinde, anasınıfı ve ilkokul öğrencilerimizin bu müzelere getirilip sergileme, teknoloji ve tasarım konuları ile ilgili, onların çözüm ve yeni fikirler bulmalarını sağlayabiliriz. Bu proje ileride bu alana ilgi duymalarına ve sürekli düşünmelerini hareketlendirecektir.

b-Üniversite Müzeleri

   Ülkemiz üniversitelerinin bünyelerinde açılacak müzeler sayesinde, arkeoloji ve sanat tarihi öğrencilerinin müzecilik alanlarında uygulamalı ve araştırmaya dayalı bir eğitim almaları sağlanacaktır. Bu müzelerin barındıracağı eserler  müze depolarında yer olmağı için sergilenemeyen eserlerden oluşturulmalı ve öğrencilerin eserleri görme ve öğrenme yeteneklerini  arttırmak amaçlanabilir. Derslerde slaytlarda eserleri tanımakla,  görerek ve  dokunarak tanımak aynı değildir.

c-Bölgesel Müzeler

   Arkeolojik veri bakımından zengin olan ülkemiz çok sayıda müzeye sahiptir. Müzelerin fazla olmasının faydaları olduğu gibi zararları da vardır. Güvenlik, parasal, tanıtım, vb. birçok sebep sayılabilir. Bunlar içerisinde en fazla etkisi olan ise ziyaretçi sayısının az olmasıdır. Şehrin ziyaretçi çekecek tarihi ve her alanda (eğlence, kültür, ekonomi, sağlık, siyasi, vb.) dokusunun olmaması bu sayede  müzelerin  sessiz ve işlevsiz mekanlar haline dönüşmesine neden olur. Bu sorunun çözülmesi için düşünülmüş olan bu proje yedi bölgemizde yedi büyük müze  kompleksinin  inşa  edilmesidir. Bu yedi müzenin bölgelerimizin en gelişmiş kentlerin de yer alması ve diğer kentlerde ki müze eserlerinin bu müze içerisinde toplanması ve sergilenmesi amaçlanmıştır. Böylece yurtiçi ve yurtdışı ziyaretçilerinin bölgede tek bir  müze  gezmeleri  ve  yedi büyük müzenin de sürekli  canlılık ve dinamik enerji  içerisinde olmaları sağlanacaktır. Bu proje turist potansiyeli  yüksek  bölgelerimizde  birden fazla müzeyi  içerebilir. Sivas Arkeoloji Müzesi ile aynı bölgede bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin ziyaretçi düzeyi arasında büyük bir fark vardır. Sivas Arkeoloji Müzesi’ni Ankara’da yapılacak olan bu bölgesel müzeye taşımak ve eserlerin Sivas salonu olarak tasarlanacak bir birimde sergilenmesi ölü bir müzeyi hayata bağlamak olacaktır. Bu proje geliştirilebilir ve üzerinde konuşulabilir.

Sanat Tarihçisi

İbrahim Ethem Konuş

Bir cevap yazın