Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklularının cami ve medreselerinde görülen avluya bakan tarafı açık,üç tarafı kapalı,üstü tonozla örtülü yerden yüksekçe zeminli oylumlara denir.
İslâm mimarisinin en önemli elemanlarından birisidir.Arkeolojik araştırmalara göre ana fikri Asur mimarisine kadar giden ve ilk defa I. yüzyılda Mezopotamya’da görülen eyvan, II. yüzyıldan itibaren Part ve ardından Sâsânî mimarilerinde en sevilen eleman olarak hemen her önemli binada kullanılmıştır. Emevi kasırlarında ve Abbasî saraylarında benzer teşkilâtlara rastlanmakla beraber İslâm mimarisinde eyvan kullanımı tam anlamıyla ancak X. yüzyıldan sonra görülmektedir.
İslâm mimarisi içinde eyvanın yaygınlık kazanması güçlü Türk devletlerinin kurulmasıyla yakından ilgilidir.XI ve XII. yüzyıllar Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular’ın Orta Asya, Horasan, İran, Irak ve Suriye üzerinde Türk kimliğini tesis ettikleri bir devir olurken aynı zamanda eyvanın değişik biçimlerde mimariye dahil edildiği süreci oluşturmuştur. Yapılan araştırmalar, bu mimari elemanın özellikle Gazneli sarayları ile Karahanlı ribât ve kervansaraylarında mükemmel bir biçimde uygulandığını göstermektedir.
Eyvan kullanımının doruğa çıktığı devrin başlangıcı cihanşümul bir devlet olan Selçuklular’ın hâkimiyetine rastlar. Gazneliler devrinde Şiî tehlikesini bertaraf etmek için bir Sünnî idare ve tahsil kurumu olarak geliştirilen medreselerde, bölge halkının içinde yaşadığı evlerde görülen merkezî bir avluya açılan dört eyvan planının kullanılmaya başlanması eyvanın dinî ve sivil mimarideki önemini arttırmıştır. Gazneliler’in XI. yüzyıla tarihlenen Leşker-i Bâzâr Sarayı’nın güney kasrı kalıntılarında tesbit edilen dört eyvanlı plan, böylece sarayların ve evlerin dışında diğer bir önemli müesseseyle de irtibat haline getirilmiş, 1135 tarihli Zevvâre Cuma Camii’nin inşasıyla da cami mimarisine dahil edilmiştir. Zevvâre Cuma Camii’nde, yanlarda kanatları bulunan mihrap önü kubbeli cami planıyla birlikte uygulanan dört eyvanlı medrese planı İran ve Orta Asya için bir dönüm noktası teşkil eder. Zamanla bu plan bölgeyi tamamen etkisi altına almış ve ilerleyen asırlar içinde vücuda getirilen önemli yapıların hemen hepsinde uygulanmıştır.
Selçuklular’ın batıya doğru yayılmasıyla Anadolu’ya giren eyvanın cami mimarisinde pek tercih edilmediği görülmektedir. Bilinen tek örnek, 621 (1224) tarihli Malatya Ulucamii’nin mihrap önü kubbeli mekânına açılan eyvan teşkilâtıdır.Anadolu’da bu mimari unsura, camilerin aksine kapalı ve açık medreselerle bîmâristanlarda çok sık rastlanmaktadır.
Osmanlı mimarisinde eyvan olarak adlandırılan bazı elemanlara rastlanmaktaysa da bunların hepsine klasik anlamda eyvan demek mümkün değildir. Üstü tonoz örtülü olan eyvanların yerine Osmanlılar bir tarafı açık kubbeli bir mekân türü geliştirmişlerdir.Eyvan düzenlemeli Osmanlı yapıları arasında, İran mimari anlayışına yakın diğer özellikleriyle de dikkat çeken İstanbul’daki Çinili Köşk önemli bir örnek teşkil etmektedir.


