Jan BRUEGHEL ve Beş Duyu Üzerine…

Sanat Tarihçisi Yelda Yalaman’ın ”Jan BRUEGHEL ve Beş Duyu Üzerine…” isimli yazısı.Okumanızı tavsiye ederiz.

Bir tablo ya da bir müzik eseri karşısında bir tavır geliştirebilmemiz için en başta “görebilmemiz” ya da “duyabilmemiz” gerekir. Bu alacağımız tavır, ne boyutta olursa olsun ( iyi-güzel-çirkin…) bir estetik tavırdır aslında..

 

Estetik sözcüğünün Grekçe aisthesis yani “duyu yolu ile kavrama” anlamını taşıması da bu yüzdendir. Hal böyle olunca Sanat için “duyularımızla kavradığımız bir bilgidir” tanımını da rahatlıkla yapabiliriz.

 

Görme insan için bir bilgi kaynağıdır. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız bir varlığı ya da objeyi görmekle onun hakkında birçok bilgi edinmiş oluruz. Diğer duyularımız da işlevini tamamladığında artık o nesne bizim için her şekilde “bilindik” bir hal alır. Ya yeni bir objedir ya da çok tanıdıktır ve artık beynimizin bilgi arşivindedir.

 

İşitme duyusu da aynı derecede öneme sahiptir. Ancak görme duyusundan farklı olarak tek tanrılı dinlerden İslamiyet’in kutsal kitabı Kur’an da insanın özellikleri sayılırken işitme duyusuna,  görme duyusundan önce yer verilmiş ve hatta kör olan peygamber var iken sağır peygamber olmadığı belirtilmiştir. Bu durumda işitme duyusuna hem dini, hem de estetik tavır alma manasında yüklenen görev daha fazladır.

 

Tad, koku ve dokunma duyuları da kültürel yaşamımızda ilk ikisi kadar olmasa bile, insanoğlu için özellikle gündelik yaşam alanımızda çok önemli bilgi kaynaklarındandır. Nitekim Newton “duyusal olarak kavradığımız her şey realitedir” der.(1)  Resim sanatı söz konusu olduğunda ise görme duyusu sonucu zihne iletilen mesaj; aradığımızı görmeye çalıştığımız ve gördüğümüz zaman işlevini tamamlar.

 

Tüm müzik eserleri “dinlenmek” için olduğu gibi; tüm resimler de “görülmek” içindir. Ancak resim sanatının öyle bir alt kolu vardır ki; bakılmayı bekleyemez. Adeta bakışı uyandırır, davet eder. Ardından da koklama,  işitme, dokunma ve tatma duyularını da harekete geçirir.

 

“Natürmort” adı verilen bu resim türü en yaygın hali ile kuzeyde, Hollanda ve Flaman resminde 17.YY ortalarında bağımsız bir tür olarak karşımıza çıkar. Daha önceleri Akademi tarafından önemsenmeyen natürmort resimler bilinçli olarak manzara, dini resim ve portre türünün gerisinde bırakıldığı halde; 17.YY’ın geniş kapsamlı ticaret hayatı ile eş zamanlı olarak çok tercih edilen bir tür olarak karşımıza çıkar.

Jan-BRUEGHEL-Cam-Vazoda-Çiçekler

Jan-BRUEGHEL-Cam-Vazoda-Çiçekler

Lale; hemen hemen aynı yıllarda Osmanlı ve Avrupa sarayları ile zengin ve aristokrat ailelerin büyük, bakımlı bahçelerinde  hükümdarlığını  ilan ederken; resmedilen her natürmortta da tüm çiçek ve objelerin tam merkezine oturmuştur. Pahalı ve az bulunan lale türleri ortalama olarak 80-100 bitkinin yer aldığı Flaman ülkelerinin zengin natürmortlarında hemen baş tacı edilir. Çünkü hem bu yeni resim türü ve hem de lale; dönemin eski aristokrat çevresinden ziyade yeni zengin burjuva toplumunun sahip olma ve satın alma ilişkisi ile anlatılmaya çalışılan mülkiyet duygusunun yeni ve çok başarılı bir ifade şekli olmuştur.

Çiçek-Resmi-Jan-Brueghel

Çiçek-Resmi-Jan-Brueghel

Hollanda’da çiçek natürmortlarının üretilmesi ve yaygınlaşması bahçe işlerine olan ilginin artması, egzotik çiçeklerin yetiştirilmesi ve botanik biliminin gelişmesi ile de bağlantılıdır. 1630’lu yıllarda lale ticaretinin artması ile natürmortlarda resmedilen  lale oranı da artmıştır. Meydana getirilen bu ölü doğa resimleri Flaman ülkelerinin anonim pazarlarında zengin burjuvazi tarafından satın alınmaktaydı. (2)

Mavi-Vazodaki-Çiçekler.-Jan-Brueghel

Mavi-Vazodaki-Çiçekler.-Jan-Brueghel

Köy betimlemelerinin yanı sıra dini ve mitolojik konulara ilgisi ile tanınan ünlü Flaman Rönesans ressamı Pieter Bruegel’in ikinci oğlu olan Jan Brueghel (1568-1625) ülkesinin önemli Barok ressamları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Desen ve renk seçiminde gösterdiği incelikten dolayı kendisine “Kadife Brueghel” adı verilmişti.

 

Bir minyatür ressamının titizliği yanında sabrı ile çok detaylı ve ustalık gerektiren doğa ve bitki resimleri yapmıştır. Ölü doğa  ve özellikle de bu tür natürmortların çiçek betimlemeleri grubunda döneminin büyük sanatçıları arasına girmiştir. Genç Brueghel’in çiçek natürmortları o dönem Kuzey ülkelerinin liman ticareti ile zenginleşen insanlarının maddi gücünü sergiler. Bir prestij vesilesi olarak bu tür resimleri yaptırabilmek ya da sahip olmak bir ayrıcalıktır. Açma zamanları ile yetişme yerleri çok farklı olan pek çok çiçek; Brueghel’in vazolarında hep birlikte ve eş zamanlı olarak yer aldığı için natürmort tarzı Brueghel ile kapitalist dünyanın bir güç gösterisi haline gelmiştir. Vazosuna koyduğu her egzotik çiçek ya da lale; resmi sipariş veren müşterisinin mülkiyet gücünü göstermekte ve O’nu toplumun daha üst katmanlarına derin bir vakar ile taşımaktadır.

 

Natürmortların insan figürlerini değil de, nesne dünyasını resmetmesi bizim 5 duyumuzu harekete geçiren temel nedendir. Her nesnenin bizim zihnimizde uyandırdığı imaj dahil olduğumuz kültür dünyası ile de yakından bağlantılıdır. (Resim 1-2-3)

 

Genç Brueghel’in natürmortları ile devam edecek olursak (Resim 1-2-3) pek çok farklı bitki örtüsüne ait çiçek bir yandan kısa ömürleri ile insanlara “ölüm” metaforunu, hayatın geçiciliğini anlatırken; örneğin Osmanlı sarayında yaşayan bir doğulu  ile zengin bir Flaman’a anlattıkları çok farklıdır. Ölü doğa resimlerinin hangi çeşidi olursa olsun ( iştah açıcı meyve sepetleri, şarap dolu güzel sürahiler, naif bir Çin porselenine güzelce sıralanmış yiyecekler ya da çiçek natürmortları) 5 duyuyu harekete geçiren etkisini bu manada daha çok önemsiyoruz.

 

Brueghel’in natürmortlarına  “baktığımız” anda çiçeklerin, “dokunduğumuz” da hemen dökülüverecekmiş hissini veren o naif, yumuşacık dokusunu ellerimizde hisseder gibi oluyoruz. Ardından “koklama” duyumuz harekete geçiyor ve tüm çiçek florasının doğaya yaydığı o muhteşem kokuları duyuyoruz. Yumuşacık, naif  ve çok güzel kokan bir sürü çiçeğin oluşturduğu  natürmort, bizi anında bulunduğumuz ortamdan alıp ifade ettiği değerler ve dönemin dünyasına ait  bir saray bahçesine götürebilmektedir. Duyularımızın beynimize gönderdiği mesajlar bir botanik bahçesini aratmayan bu çevrede kulağımıza çalınıveren bir madrigal tınısı ile en dramatik halini alabilmektedir.

 

Barok dönemin ünlü Flaman ressamlarından Jan Brueghel’in natürmortlarından başka; duyular ile ilgili çok ilginç bir beşlemesi daha vardır.

 

Brueghel  “The Five Senses” adını verdiği  bu grup tablolarında görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyularını ikonolojik betimlemeler eşliğinde, beş ayrı tablo halinde resmetmiştir. Barok dönemde Katolik Kilise tüm sanat enstrümanlarını dinin hizmetine verdiği halde Kuzey ülkelerinden yayılan Protestanlığın etkisi ile sanat; Katolik Kilisesinin hakimiyet alanından çıkarak saray ve gelişen ticaret hayatı sonucu zenginleşen burjuvanın himayesine girer.

 

Daha önceden kilisenin de zoru ile dini metaforlar ile anlatılan 5 duyu artık Kadife Brueghel ile birlikte dünyevi hazların propagandasını yapar hale gelir. (Resim 4)

Jan-Brueghel-İşitme-Duyumu

Jan-Brueghel-İşitme-Duyumu

Jan Brueghel “İşitme Duyumu” adlı yapıtında müziğin içeriğini görselleştiren ve alegorik yaklaşımlarla Flaman müziğini adeta görülebilen önemli bir imgeler bütünü haline getirmiştir.

 

Tablo her şeyden önce Barok dönem Flaman ülkelerinde çok canlanan ticaret hayatı sonucu zenginleşip, aşırı lüks tüketime alışmış bir toplumun tüketim tutkusunu gözler önüne serer. Tam merkeze yerleştirilmiş lavta çalan çıplak kadın figürü sonu gelmeyen dünyevi hazları ve tabii ki bu yeni oluşmuş burjuva toplumunun dizginlenemeyen fiziki tüketim arzusunu temsil eder. Hemen solundaki erkek çocuk bir Eros figürü olduğu için çıplak kadın; ya müzik ve lirik şiirin ilham perisi Euterpe ya da aşk tanrıçası Afrodit’tir. Hemen yanlarındaki erkek geyik ise dinlemeye düşkünlüğü ile ünlüdür ve duyma algısının sembolü olmuştur. (Resim 5)

Müzik-ve-Lirik-şiir-Perisi-Euterpe

Müzik-ve-Lirik-şiir-Perisi-Euterpe

Yerdeki halı, sağdaki masa örtüsü ve sol üstteki perdenin kırmızı rengi doğrudan cinselliğe vurgu yapmaktadır. Resmin orta üst  bölümüne yerleştirilmiş üç adet kemerli geçişin ardında uzanan geniş yemyeşil düzlüklerin sonundaki görkemli şato; zengin bir burjuvanın ve belki de bu tabloların siparişini veren, sanatı himaye eden toplumsal prestiji yüksek bir kişinin şatosu olmalıdır. Bu şato tabloda benzer yaşam şekillerini benimsemiş ve muktedir olan ekonomik gücü yüksek hakim sınıfı temsil etmektedir. Sağdaki masanın üzerinde duran saatler akıp giden ve bir daha asla geri gelmeyecek olan zamanı temsil eder. Tablonun çeşitli yerlerinde resmedilen konuşabilen ve ötebilen kuş figürleri sesleri nedeniyle bu tablodaki yerlerini almışlardır.

 

Resmin soluna dikkatle bakıldığında; uzakta köşeden geçilen salonda bir orkestra yer almaktadır. Bu orkestra Barok dönemde ağırlık kazanmaya başlayan çok sesli müziğin göstergesi olarak tabloda yerini alır. Odanın resimli duvarlarında müziğe gönderme yapan tablolar bulunur. Sağdaki duvarda Trakyalı ozan Orfeus’un  lir çalarak vahşi hayvanları evcilleştirmesi, soldaki duvarda ise aynı zamanda müzik tanrısı olan Apollon’un müzik perileri olan Musalar ile birlikteliğini konu alan bir tablo bulunur.

 

Ağırlıklı olarak tablonun sol tarafına yerleştirilmiş ve dönemin hemen hemen tüm müzik aletlerini içeren bölüm de çok detaylı olarak resmedilmiştir. Üzerinde yine müzikle ilgili bir tablonun bulunduğu klavsenin yanında davul, trombon, birkaç flüt, çeşitli büyüklükte keman, lavta, trampetler ve obuayı görebiliriz. Sağdaki masanın üzerinde bir küçük korno, bir trampet, zil ve bir kamış düdük bulunmaktadır. Brueghel’in çok iyi bildiği geleneksel minyatür ve el yazmalı kitap sanatının etkileri ile son derece detaycı bir yaklaşımla resmettiği yuvarlak masanın çevresindeki müzik notalarının başlığında Prens Pietro Philippi Albert ve Prenses Isabella’ya adanmış altı bölümlük bir madrigal olduğu görülür.

 

Burada sadece işitme duysuna ait olanını aktardığım ve tamamen insanoğlunun 5 duyusuna adanmış bu özel tablolar; ait oldukları 17.  yüzyılın sanat dönemi, yaşam tarzı, sosyal çevre, eğlence çeşitleri, kullanılan müzik aletleri vs. hakkında bize doyulmaz bilgiler vermekteler. Zaten resim sanatının da amacı  bir yerde tarihe ayna tutmak olmalı…

 

 

Sanat Tarihi Uzmanı

Yelda YALAMAN

Sanat Tarihi Uzmanı Yelda Yalaman’a TEŞEKKÜRLER…

 

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required