Türk Dili ve Edebiyatı mezunu Damla Ağüzüm Sanatın Yolculuğu için ”ÖĞRENİYORUM BAŞKASI GİBİ GÖRÜNMEYİ: BENİM ADIM FEUERBACH OYUNU” yazısını yazdı.Kendisine teşekkür eder,okumanızı tavsiye ederiz…

ÖĞRENİYORUM BAŞKASI GİBİ GÖRÜNMEYİ: BENİM ADIM FEUERBACH OYUNU
Benim Adım Feuerbach…
Tankred Dorst’un 1986 senesinde kaleme aldığı, insan ile Tanrı arasındaki karmaşayı insanın benliğinden çok da uzağa gitmeyerek anlatan muhteşem bir tiyatro eseri. Cumartesi günü Torun Center’daki Sahne Artı’da izlediğim bu oyunu. Selçuk Yöntem’in muhteşem performansıyla bana “Feuerbach’ı karakterize eden Dorst sanki Selçuk beyin üzerine dikmiş bu rol ceketini” hissini uyandırdı.
Oyun; 7 sene akıl hastanesinde kalan eski bir oyuncunun, hastaneden çıktıktan sonra dönemin önemli yönetmenlerinden Törro’nun bulunduğu tiyatroya gelmesini ve burada kendisini gösterme çabasını konu alır. Feuerbach geldiğinde tiyatroda sadece genç bir rejisör vardır ve oyun boyunca onunla diyaloglar kurmaya çalışır. Oyunda rejisörün az konuşmasına karşıt olarak Feuerbach sürekli geçmiş yaşamından, oynadığı pasajlardan bölümler sunar. Kaybettiği ünü, şöhreti geri kazanmaya dair oldukça fazla çaba içerisine girer.
Oyunun dekorunda üç tane birbirine girip ayrılabilen merdiven vardır. Kendi oynadığı pasajları canlandırma hevesindeki Feuerbach sürekli merdivenlere inip çıkar, ışıklar altında yüksek sesle konuşur ve kendini “olamayan izleyiciye” kabul ettirme iddiasında olur. Aslında bu noktada Feuerbach’in sanki karşısında Tanrı varmışçasına çaba içerisinde olması onun kendisi ile Tanrıyı ötekileştirdiğini de göstermektedir. Ötekileştirilen varlığa kendini gösterme çabası…
Feuerbach ismi benim kişisel kanaatime göre bilinçli bir tercih olarak yazar Dorst tarafından konulmuştur. Karakterimiz, Alman filozof Ludwig Feuerbach’in düşüncelerini yansıtan bir misyon içerisinde yaşamını sürdürdüğüne göre aslında o gerçekten Ludwig Feuerbach olabilmeye aday biridir.

Ludwig Feuerbach insanın kendisinin “ben” ve “öteki” olmak üzere ikiye bölündüğünü, ötekinin de Tanrı olduğunu söyler. Dini insanlığın çocukluk rüyası olarak tanımlayan filozof için Tanrı bir başkasıdır ve insan adeta tanrının karşısında kimlik kazanmaya çalışan nesnedir. İşte bu noktada kahramanımızın da giderek öteki için bir çocuk gibi kıvrandığı, ötekinin kutsanmasına ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Nitekim oyun anında duyup not aldığım bir sözü not etmiştim Feuerbach’in ağzından: “öğreniyorum başkası gibi görünmeyi”…
Oyun boyunca diyalogların tamamına yakınının Feuerbach tarafından söylenmesi oyunu tek kahraman üzerine kurulu bir başyapıta çevirmiştir. Şunu da belirtmem gerekir ki tek kahramanın ön plana çıktığı bu tarz bir oyunda oyuncunun diksiyonu, ses rengi oldukça önemlidir. Sevgili Selçuk Yöntem de bu anlamda oyunun başarısında ve inandırıcılığında en önemli payı üstlenmektedir.
Benim Adım Feuerbach sezon bitmeden izlenmesi ve üzerine düşünülmesi gereken önemli bir klasik…
İyi seyirler.
Damla Ağüzüm

