Şarapsa Han

Antalya’nın Alanya ilçesine bağlı Konaklı beldesi sınırları içerisinde bulunan han, Antalya-Alanya karayolunun üzerinde, Antalya’ya 12 km mesafede bulunur. İ. H. Konyalı bu adın, civardaki Şarapsu Köyü’nden dolayı verildiğini söylemektedir. Çeşitli yayınlarda Şarafsa, Sarafsa gibi isimlerle anılan yapı bulunduğu bölgede Serapsu Han adı ile bilinmektedir.

Antalya’yı ve Alanya’yı Konya’ya bağlayan iki önemli yol bulunmaktadır. Birincisi, Antalya Evdir, Kırkgöz, Susuz, İncir, Eğirdir hanları ile Konya tarafına giden yol, ikincisi, Antalya- Manavgat arasındaki Köprühan, Kargı, Lutbeli, Tol, Ebul Hasan, Ortapayam hanları ile Konya’ya ulaşılmaktadır.

13.yy’ın ilk yarısında siyasi ve askeri yönden güçlenen Anadolu Selçuklu Devleti 1207’de Antalya’yı, 1223’te Alanya’yı fethetmiştir. 1214’te Sinop’un da fethi ile Akdeniz ve Karadeniz arasında bağlantı sağlamak üzere, Mısır İskenderiye’den Antalya’ya, oradan da Sinop üzerinden Kırım ile ticari ilişkiler kurulmuştur. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I. İzzeddin Keykavus, I. Alaeddin Keykubat, Venedik ve Kıbrıslı tüccarlara bir takım ticari imtiyazlar sağlamak suretiyle, ticari faaliyetlerin gelişmesinde büyük çabalar göstermişlerdir. Özellikle Alanya, Anadolu Selçuklu sultanlarının kışlık merkezleri durumunda idi.
Hanın taçkapısında mermer üzerine Selçuklu sülüs hattı ile Arapça yazılmış beş satırlık kitabe mevcuttur.

“Yüce Sultan, Ulu Şahinşah, Dünya’da Allah’ın gölgesi, Din ve Dünya’nın Yardımcısı, Fetih Babası, Keykubad oğlu Keyhusrev”
Kitabenin son satırı özenle kazınmıştır. Hanın mescit kapısı üzerinde de bir ayet kitabesi bulunmaktadır. Yapının kitabesinde, hanın II. Gıyaseddin Keyhusrev döneminde inşa edildiği belirtilmekle beraber kesin inşa tarihi belirtilmemiştir. 634-644 H , 1236-1246 M yılları arasında yaptırılmıştır.
Bazı araştırmacılar, Şarab-salar Emir Esedüddin Ayaz’ı yapının banisi olarak kabul etmektedirler.

Son yıllarda gerçekleştirilen restorasyonun ardından, restoran olarak işlev kazanan yapı geçirdiği onarımlar yüzünden birçok asli özelliğini kaybetmiştir. İ. H. Konyalı’nın 1940’larda ziyaret ettiği yapının yer yer bazı taşları dökülmüş ve beden duvarlarında zararlı otların peyda olduğu, İ. H. Konyalı’nın eserinde verdiği fotoğraflardan tespit edilebilir. Ataman Demir’in 1987’de yayınlanan makalesinde, 1969’da yapılan restorasyonun ardından yapının özgün duvar dokusunu kaybettiğini belirtir.

Doğu-batı doğrultusunda gelişim gösteren dikdörtgen bir plana sahip yapıda, avluya yer verilmemiştir. Kapalı mekândan ibaret yapı sivri beşik tonozla örtülmüştür. Kuzey cephede iki payanda arasında kurgulanan, kavsara bölümü, köşelerde tromplara oturan, rampa tonoz şeklinde düzenlenmiş kuraldışı taçkapı ile girişi sağlanan yapı, kuzey cephede iki payanda arasında açılmış dokuz, batı cephede de iki mazgal pencere ile aydınlatılmıştır. Mazgal pencereler haricinde tonozlarda açılan dört kare açıklık da yapıyı aydınlatmaktadır. Hanın doğu ucunda kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonoz ile örtülmüş mekân mescit olarak düzenlenmiştir. Mescidin doğu beden duvarında bulunan iki mazgal pencere ile aydınlatılır.
Doğu-batısında gelişim gösteren ve bu yönde uzanan sivri beşik tonozla örtülen mekân oldukça sadedir. Beşik tonozu destekleyen sivri kemerler iç mekânda bir hareketlilik sağlamaktadır. 1967 yılında yapılan kazıda dört seki ortaya çıkarılmıştır. Doğu uçta bulunan mescit de basit bir nişten ibaret olan mihrap üzerinde devşirme olarak kullanılan arşitrav parçası haricinde sade bir mekândır.

Yapının planı haricinde dikkat çeken bir diğer yön ise beden duvarlarının çok sayıda payanda ile desteklenmesi ve den-danlara yer verilmesidir. Yapıda görülen bu cephe kurgusu onun bir kale ya da hisara benzetilmesine sebep olmuştur. İki payandanın, yan kanatlarını oluşturduğu taçkapı birçok yapıda karşılaşılandan farklı bir düzenlemeye sahiptir. Mescide girişi sağlayan basık kemerli kapı ise yüzeysel, üç dilimli bir niş içerisinde yer alır. Mescit giriş kapısı aslında iki yanında bulunan payandalarla birlikte ele alınmıştır. Payandaların üst kısmında görülen devşirme malzemelerin düzenlenmesi mescit kapısı ve iki payanda arasındaki bağlantıya işaret etmektedir.

Han ve mescidin taçkapılarında moloz taş dolgu kesme taşla kaplanmıştır. Hanın iç mekânında sivri beşik tonozu destekleyen sivri kemerlerde düzgün kesme taşlar tercih edilmiştir. Hanın cephelerinde farklı boyutlarda yontulmuş kesme taşlar yer alır. Cephelerinde görülen duvar örgüsünün, yapının geçirdiği onarımlar sırasında farklılaştığı bilinmektedir.

Yapıda kullanılan devşirme malzeme haricinde süslemeye sadece taçkapının, sivri kemer içerisine alınmış, yarım yuvarlak kavsarasını iki yanda destekleyen trompların alt kısmında yarım yıldız motiflerine yer verilmiştir.

Günümüzde her ne kadar sağlam olarak ulaşmış olsa da aslında yapı daha önce belirtildiği gibi bazı asli özelliklerini kaybetmiştir. Yapının tarihlendirilmesi ve banisi sorunu ise tam bir çözüme kavuşmuş değildir. Bir diğer sorun ise yapının doğusundaki kalıntının işlevidir. Bazı araştırmacılar bu kalıntının minare ve gözetleme kulesi olarak kullanıldığını belirtirken Z. Kenan Bilici farklı olarak bu kalıntının handa görevli personelin ikamet ettiği konut olarak yorumlar

About

You may also like...

Your email will not be published. Name and Email fields are required