Art Deco Sanat Akımı

 

1920 ve 30’larde özellikle Fransa’da yaygınlaşan ve mimarlık, iç mimarlık mobilya ve dekoratif sanatlar alanında etkili olan sanat akımıdır. Adını 1925 te Paris’te düzenlenen uluslararası modern dekoratif sanatlar ve endüstri sanatları sergisinden alan Art Deco, ortaya çıktığı Fransa’nın sınırlarını kısa sürede aşarak uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

Avant-garde ile geleneksel sanat arasında stilizayon ağırlıklı bir akım olan Art Deco’nun estetik kökeni dışavurumculuk, kübizm ve gelecekçilik akımlarına dayanır. Ayrıca Art Nouveau, alman werkbunde, de stıjl, bauhause ve rus yapımcılık akımlarından da izler taşır.

Art Deco, Art Nouveau’nun asimetrik düzeninin ve eğrisel çizgilerinin tersine simetrik bir düzene ve köşeli doğrusal çizgilere sahiptir. Matematiği benimseyen Art Deco yapıları, Grego-Roman Klasisizmi, Babil, Asur, Antik Mısır ve Aztek yapıları gibi matematik, geometrik şekiller üzerine kurulmuştur. Ayrıca bu çizgiler kesin ve net olup ikizkenar, zikzak, üçgensel, iç içe açılı ve eğimli motiflerde Art Deco’nun özellikleri arasındadır. Bezemede yeşimtaşı, obsidyen, necef ve oniks gibi doğal malzemelerin yanı sıra betonarme, morötesi cam ve plastik gibi yapay malzemelerden de yararlanmıştır. En tipik bezeme örgeleri çıplak kadın figürleri, geyik başta olmak üzere hayvanlar ve stilize bitkilerdir.

Fransa’da Art Deco değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır. Örneğin Rob Mallet Stevens’ın Paris’te Mallet Stevens Sokağı’ndaki apartmanı Pürizm’in etkilerini yansıtırken, Pierre Patout’nun 1925 Paris Dünya Sergisi’ndeki Koleksiyoncular Pavyonu zengin bezemeleri, Boulgne Sur Seine’de Jean Baptiste Clement Caddesindeki evi ise kübik biçimleriyle öne çıkmıştır. Hollanda da akım Pieter lodewijk Kramer’in Lahey’deki Çok katlı Bijenkorf Mağazası’nda, Amsterdam okulu ve Wright’ın ilkeleri doğrultusunda gelişmiş, Almanya’da Bernhad Hoetger’in Böttchergasse’deki Paula modersohn Beker evin’de dışavurumculuk akımının etkileri ağır basmıştır. Abd’de Art Deco, Gökdelen mimarlığının, art Nouveau bezemenin ve uluslararası üslübun bir birleşimi gibidir. William Van Alen’ın New York’taki Chrysler Binası, Art Deco’nun tipik bir örneğidir.

Fransa’da Art Deco mobilya alanında, Jacques Emile Ruhlmann ve Maurice Dufrene cam işiliğinde Lalique, modada Paul Poiret ve Rus asıllı Erte, mücevher alanında Georges Fouquet önde gelen tasarımlar arasındadır. Art Deco ürünler 1929 ve 34’te New York Metropoliten Sanat Müzesinde sergilenmiştir. Finli Mimar Eliel Saarinen’in tasarladığı ilk serginin amacı en iyi ürünleri sergilemekten çok, çağdaş yaşamın gereksinimleri doğrultusunda yapıtlar üretilmesini özendirmek olmuştur. İkinci sergiyse tek tek nesneleri tanıtmaktan çok genel olarak üslubun özellerini ve iç mekânlardaki genel etkisini vurgulamak amacı gütmüştür. Art Deco, 1960 ve 70’de tarihsellik anlayışı içinde yeniden gündeme gelmiştir.

Kaynak: Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir